Eğitimde yeni düzenleme: 4+4+4

Bir ülkenin eğitim düzeyi ile büyüme oranı ve refah düzeyi arasında çok yakın bir ilişki var.

Ülkeler arası gelir karşılaştırmaları yapılırken farklı ülkelerde yaşayanların benzer malları edindikleri farklı fiyatlar dikkate alınarak ülkelerin gelirleri yeniden hesaplanıyor. Böyle yapılmazsa zengin ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında çok büyük gelir farkları çıkıyor ve sanki gelişmekte olan ülkelerde yaşayanların büyük çoğunluğu açlıktan kırılacakmış sonucuna ulaşılıyor. Oysa mesela gıda ürünleri, genellikle gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere kıyasla daha ucuz. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının gelişmiş ülkelerin vatandaşlarına kıyasla daha düşük gelirlerle benzer mal sepetini satın almaları mümkün olabiliyor.
Türkiye’nin satın alma gücüne göre düzeltilmiş kişi başına gelirini, dünyanın gelişmiş en büyük yedi ekonomisinin (G-7) ortalama kişi başına gelir düzeyi ile daha önce karşılaştırmıştım. Ortaya çıkan tablo şöyleydi: 1980-2010 döneminde bu oranın ortalaması yüzde 28.1’i düzeyindeydi. Son yıllarda Türkiye’nin lehine sınırlı da olsa arttı ve 2010’da kişi başına gelir düzeyimiz G-7’nin yüzde 34.3’ü oldu. Bu sınırlı iyileşme bir tarafa, yıllar sonra hâlâ gelişmiş ülkelerle aramızda çok büyük bir refah farkı olduğu ortada. Karşılaştırmayı 1960’a da götürsek bir şey değişmiyor. 1960’ta söz konusu oran yüzde 27.1 düzeyindeydi. Bir parça kıpırdanma olsa da elli yıldır neredeyse yerimizde saydığımızı belirtmem, sanıyorum fazla karamsar yapmaz beni.
Şu hesaba ne dersiniz? 1960-1975 döneminde ortalama büyüme hızımız yüzde 5.4 olarak gerçekleşti. Oysa 1960-2011 dönemindeki büyüme ortalamamız yaklaşık bir puan daha düşük: Yüzde 4.5. 1975’ten sonraki dönemde yüzde 4.5 yerine yüzde 5.4 oranında büyüseydik ne olurdu? Sorunun yanıtını önce grafikle vereyim. Grafik 1’de reel gayri safi yurtiçi hasılamızın (GSYH) 1960-2011 dönemindeki hareketleri gösteriliyor. Bu gerçekleşmenin yanı sıra bir de her yıl yüzde 5.4 büyüseydik ortaya çıkacak GSYH’miz gösteriliyor. Açık ki şu anda oldukça farklı bir refah düzeyinde bulunacaktık. Kişi başına gelirimizin G-7 ülkelerinin ortalama kişi başına gelir düzeyine oranı yüzde 34.3 yerine yüzde 54.4 düzeyinde gerçekleşecekti. Elbette bu çok hassas bir hesap değil; mesela daha zengin olacağımız için ortalama tüketicinin tükettiği malları içeren sepetin satın alma fiyatı da yükselecekti; aynı gelirle biraz daha az mal satın alabilecektik. Ama bu olası düzeltmeyi yapsanız bile ulaşacağınız oran, muhtemelen yüzde 50’den düşük olmayacaktır. Yüzde 34 nerede yüzde 54 nerede? Ortalama büyüme hızını yüzde 5.4 yerine yüzde 6 yapalım. Bu durumda, kişi başına gelir düzeyimiz 2010’da G-7’nin yüzde 34’ü değil de yüzde 71’i olacaktı.
Bir ülkenin eğitim düzeyi ile büyüme oranı ve refah düzeyi arasında çok yakın bir ilişki var. Şimdi düşünün: Türkiye daha iyi kaynak ustaları, elektrik teknisyenleri, inşaat ustaları, mühendisler, öğretmenler, öğretim üyeleri, doktorlar, madenciler, tornacılar, ayakkabı tamircileri yetiştirseydi. Vatandaşlarını birbirlerine daha saygılı olacak şekilde eğitebilseydi. Dünya ile daha çok bütünleşmeleri için onlara daha iyi yabancı dil öğretebilseydi. Daha iyi konutlarda oturmaz mıydık? Yollarımız daha kaliteli olmaz mıydı? Aynı işi daha az zamanda yapmaz mıydık? Daha yenilikçi olmaz mıydık? Yoksulluk daha az olmaz mıydı? Eğitime ilişkin yeni düzenlemeye asıl bu pencereden bakmak gerekmiyor mu?



Grafik 1. GSYH ve ortalama yüzde 5.4 büyüme olsaydı gerçekleşecek GSYH: 1960-2011