Hadi hayırlısı

Son üç ayın toplamına bakıldığında, temmuz ayından bu yana, sermaye girişleri, açığın yarattığı finansman ihtiyacının altında.

Ocak ayı ödemeler dengesi verileri dün açıklandı. Dikkatimi çeken birkaç noktayı paylaşmak istiyorum. Birincisi, cari işlemler açığında 2011’in son iki ayında gözlenen azalma, ocak ayında sürmedi. Ocak ayında cari işlemler açığı bir yıl önceki düzeyini korudu. Şüphesiz nasıl baktığımıza bağlı; bir yıl öncesine kıyasla cari açık artmadı diye sevinebiliriz de. 

Finansman ihtiyacımızı karşılayamıyoruz
Daha dikkat çekici olanı şu: Aylık oynamalardan arındırarak değerlendirebilmek için, her ay itibariyle son üç ayın toplamına bakıldığında, temmuz ayından bu yana, sermaye girişleri, cari işlemler açığının yarattığı finansman ihtiyacının altında seyrediyor. Bu, olumlu haber değil. Şu anlama geliyor. Döviz harcamalarımızın döviz gelirlerimizden fazla olması (cari açık vermemiz) nedeniyle finansman gereksinmemiz var. Temmuz ayından önceki dönemde bu gereksinimi borçlanarak giderebiliyorduk. Borçlanmamız kısa vadeli olduğu için bu borç biçiminden ürküyorduk ama hiç olmazsa ihtiyacımızı karşılayabiliyorduk.
Oysa temmuz ayından bu yana ‘normal’ yollarla finansman ihtiyacımızı karşılayamıyoruz. Geriye iki finansman biçimi kalıyor: Birincisi, ‘cepten yiyoruz’; yani, döviz rezervlerimizi azaltıyoruz. İkincisi, kaynağı belirsiz döviz girişleri oluyor Türkiye’ye; farklı bir ifadeyle ‘net hata ve noksan’ kalemindeki artışla finanse ediyoruz cari açıktan doğan finansman gereksinmemizi. Sadece üçer aylık dönemler itibariyle böyle değil. Son iki ayın her biri için de aynı olgu geçerli. 

Bu finansman sıkıntısı sürer mi
Grafik 1’de cari işlemler açığımızdan doğan finansman gereksinmemiz ile bu gereksinmemizin ‘normal’ yollardan sağlanan miktarı arasındaki farkın (milyon dolar cinsinden) gelişimi yer alıyor. Bu farkın sıfırın altına düştüğü dönemler finansman açısından sıkıntı çekmediğimiz dönemlere işaret ediyor. Sıfırın üstüne ne kadar çok çıkılıyorsa finansman sıkıntısı da o kadar artıyor. Küresel krizin şiddetle hissedildiği 2008’in sonu ile 2009’un başı arasındaki dönemde, bu farkın sıfırın üzerinde yer aldığına dikkatinizi çekerim.
İçinizi karartmak istemiyorum. Ama gözlenenleri de açıkça ortaya koymakta sayısız yarar var. Benzer bir dönem yaşıyoruz; 2011’in ikinci yarısındaki finansman sıkıntısı açık biçimde ortada. Şüphesiz daha önemlisi şu: Bu finansman sıkıntısı sürer mi? Avrupa Merkez Bankası’nın bankalara ilki aralık ayı içindeki, ikincisi de şubat sonundaki, bol kepçe üç yıl vadeli borç verme operasyonunun Avrupa finansal sistemindeki likidite sorununu azalttığını biliyoruz. Ancak ilginç olanı aralık ayındaki likidite sağlama operasyonuna karşın Türkiye’nin ocak ayında da finansman sıkıntısı yaşamış olması. Evet, elbette ‘önümüzdeki maçlara’ bakacağız ama son oynanan maçlar da açıkçası can sıkıyor. Hadi hayırlısı.

Grafik 1. Cari işlemler açığı nedeniyle oluşan döviz gereksinmemiz ile bu gereksinimimizin normal yollardan karşılanan kısmı arasındaki fark: 2008 Ocak – 2011 Ocak (milyon dolar)