Hep büyümeden feragat mi edeceğiz?

Türkiye cari işlemler açığını hep büyümesinden feragat ederek mi hafifletecek, önemli bir zafiyet değil mi bu?

Ekonomimiz birinci çeyrekte önemli ölçüde yavaşladı. İkinci çeyreğin birinciden bu açıdan çok da farklı olmadığını ima eden göstergeler var. Olsa olsa bu yavaş büyüme döneminin ikinci çeyreğin sonlarına doğru bitmiş olabileceği belirtilebilir. Sonrasında ise Avrupa’daki kriz derinleşmezse görece daha hızlı bir büyüme dönemine girmemiz bekleniyor. Ama sonuçta Orta Vadeli Program’da yüzde 4 olarak tahmin edilen büyüme oranının altında kalma ihtimalimiz oldukça yüksek. Bu durumda cari işlemler açığındaki iyileşmenin, petrol fiyatlarında son zamanlarda gerçekleşen düşmeye karşın birkaç ay sonra durması, sonra da yerini ılımlı da olsa bozulmaya bırakması beklenir. Avrupa’daki kriz daha da derinleşir ve küresel finansal piyasaları tehdit eder hale gelirse elbette bu analiz geçerli olmaz.
Büyüme oranımızın bunca düşmesine ve potansiyel büyüme oranımız olan yüzde 4.5-5 aralığının çok altına inmesine karşın hâlâ yüksek cari işlemler açığı veriyor olmamızı tekrar düşünmemiz gerekiyor. Bir düşünme açısı şu: Uluslararası risk alma iştahına karşı çok duyarlıyız. Bu iştahtaki azalma hemen cari işlemler açığından doğan finansman gereksinmemizi karşılamakta zorlanmamıza yol açıyor. En son bu olguyu 2011’in ikinci yarısında başlayan süreçte yaşadık.
Bu köşede hep yapageldiğim gibi net hata ve noksan kaleminden gelen finansman katkısıyla ve resmi rezervlerin azaltılmasıyla sağlanan finansmanı bir tarafa bırakıp, ‘normal finansman’ olarak adlandırdığım sermaye hareketlerine odaklanınca, son aylarda önemli bir finansman açığı olduğu hemen saptanıyor. Grafikte, on iki aylık toplamlar olarak hem finansman ihtiyacı (cari açık) hem de normal finansman ile finansman ihtiyacı arasındaki fark gösteriliyor. Bu farkın artı değerler alması finansman fazlası olduğunu ifade ediyor. Görüldüğü gibi 2011’in ağustos ayından bu yana finansman açığı var. Bu açık Nisan 2012’de 18.2 milyar dolara ulaştı. Doğru; son on iki aylık toplamlara değil de aylık verilere bakınca elimizdeki en güncel verilerin olduğu nisan ayında finansman açığı yerine fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Bu, olumlu bir gelişme elbette. Ancak sonucu değiştirmiyor; yurtdışında gerginlik arttıkça finansmanda zorlanıyoruz.
Önümüzdeki dönemin Avrupa’da yeni gerginliklere gebe olduğunu artık düşünmeyen kalmadı. Bu durumda tekrar şu cari açık–büyüme sorununa odaklanmamız gerekiyor. Türkiye cari işlemler açığını hep büyümesinden feragat ederek mi hafifletecek? Dünyanın on yedici büyük ekonomisi için önemli bir zafiyet değil mi bu?

Cari işlemler açığımızdan doğan finansman ihtiyacı ve sermaye hareketleri ile finansman ile finansman ihtiyacı arasındaki fark: 2007 Ocak–2012 Nisan (milyon dolar, on iki aylık toplamlar). Kaynak: TCMB.