İkinci çeyrek ilkinden farklı mı?

2012'nin ilk çeyreğinde yüzde 2'nin altı büyüme şaşırtıcı olmayacak. Daha önemlisi, ikinci çeyrekte de durum farklı olmayabilir.

Temmuz ayının başında yılın ilk çeyreğine ilişkin gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) verileri açıklanacak. GSYH yıllık artış hızı 2011’in ilk çeyreğinde yüzde 11,9 gibi çok yüksek bir değere ulaşmıştı. Sonra sürekli düştü ve 2011’in son çeyreğinde yüzde 5,2 olarak gerçekleşti. 2012’nin ilk çeyreğinde çok daha düşük bir değer alması bekleniyor. Yılın ikinci çeyreğini tamamlamak üzereyiz. Bugüne kadar açıklanan verileri son yazılarımda ele alıp değerlendirdim. Bugün, bu verilerin yılın ilk yarısındaki büyüme açısından neler ima ettiklerini ele almak istiyorum.
İlk üç ay için istihdam, ilk dört ay için sanayi üretimi ve dış ticaret verileri, ilk beş ay içinse bazı anket sonuçları ve kredi verileri var. Geçen yılın son dört ayı ile bu yılın ilk üç ayını kapsayan dönemde işsizlik oranının aynı düzeyde kaldığı anlaşılıyor. İlk dört ayda sanayi üretiminin yıllık artış hızı hep azaldı. Çalışma günü sayısına göre düzeltilmiş endeks değeri, nisan ayındaki yıllık artış hızında bir önceki aya göre küçük bir artış olduğunu gösteriyor ama sonuç değişmiyor. İlk dört ayda sanayi üretiminde ana eğilim aşağıya doğru. Zaten ithalat verileri de istihdam ve sanayi verileri ile aynı doğrultuda hareket ediyor. Enerji dışı ithalatımızın yıllık artış hızı 2011’in eylül ayından bu yana baş aşağı gidiyor. Bu yılın ilk dört ayındaki yıllık artışlar hep eksi değerler aldı; ithalatımız azaldı.
Bunlar elbette iç ve dış talepteki gelişmelere bir tepki olarak ortaya çıkıyor. İç ve dış talepteki dalgalanmalar üretimimize, o yolla da ithalatımıza ve istihdama yansıyor. Bu durumda, iç ve dış talep unsurlarına da bakmak gerekiyor. Euro cinsinden ihracatımız toplam ihracatımızın yarıya yakın bir kısmını oluşturuyor. İhracatımızın bu kısmına üçer aylık toplamlar olarak bakıldığında, yıllık artış hızının Eylül 2011’den başlayarak şubat ayına kadar hızla düştüğü belirleniyor. Mart ve nisan aylarında bir miktar toparlanma var gibi; ancak hem bu toparlanma 2011’in ilk yarısı ile karşılaştırıldığında oldukça zayıf hem de Avrupa’nın içinde bulunduğu koşullarda kalıcılığı hakkında şüpheler doğuruyor. Dolar cinsinden yaptığımız ihracatımız (yine her ay için son üç ayın toplamı olarak) ise yüksek sayılabilecek bir hızla artıyor. Ancak yılın ilk dört ayındaki yıllık artış hızları 2011’in ikinci yarısında gerçekleşenlerden daha düşük.
İç talep açısından belirleyici göstergelerin başında kredi hacmi geliyor. Kredi hacmi 2011’in ilk yarısında çok hızlı bir biçimde yükselmişti. 2011’in son çeyreği ile 2012’nin ilk üç ayındaki artış hızları oldukça düşük düzeyde oldu. Özellikle tüketici kredileri yılın ilk üç ayında neredeyse sadece enflasyon kadar arttı, reel bir artış göstermedi. Elimizde en son 1 Haziran ile biten haftaya ait kredi verileri var. Nisan başından 1 Haziran’a kadar olan dönemde kredilerin yıllık artış hızlarının tekrar yükselmeye başladığı belirleniyor.
Bu gelişmeler, 2012’nin ilk çeyreğindeki yıllık büyüme oranının bir önceki çeyrekten çok daha düşük olacağını gösteriyor. Mesela yüzde 2’nin altı şaşırtıcı olmayacak. Daha önemlisi, yılın ikinci çeyreğindeki büyümenin de ilk çeyrektekinden farklı olmayabileceğini ima ediyor yukarıdaki değerlendirme. İlk bakışta, kredi artış hızının nisan ayından itibaren yükselmeye başlaması, ikinci çeyreğin büyüme açısından birincisinden farklı olabileceğini düşündürebilir. Ancak biraz derine inince bunun çok da doğru bir yorum olmayacağı ortaya çıkıyor. İki nedenle: Birincisi, kredi hacmindeki artışın yatırım ve tüketim harcamalarına dönüşerek üretimi canlandırmasının belli bir gecikmeyle olması beklenir. İkinci neden, Merkez Bankası’nın yayımladığı öncü göstergeler endeksinin hareketidir. Onu da gelecek yazıda ele alacağım.