İşsizlik de üretimle aynı mesajı veriyor

Küçük oynamaları dikkate almadan söylenebilecek şu: İşsizlik oranı son dört aydır değişmiyor ve yüzde 9'da seyrediyor.

Salı günü açıklanan işsizlik verileri de ‘yumuşak iniş’ senaryosu ile uyumlu. Ancak hemen eklemek gerekiyor: Bu verilerin yumuşak iniş senaryosu ile uyumlu olması, illa yumuşak iniş olacağı anlamına gelmiyor. Zira Avrupa’daki son gelişmeler karşısında yumuşak iniş senaryosunun geçerliliği tehlike altında.
Bir önceki yazıda açmaya çalıştım: Yumuşak inişin yılın ilk dört ayındaki bilgiler ışığında öngörüldüğü kadar yumuşak olmaması riskinin temel nedeni şu: Avrupa’daki sevimsiz gelişmelerin bir yandan risk alma iştahını azaltarak Türkiye’nin dışarıdan borçlanma olanaklarını kısıtlaması söz konusu. Diğer yandan da bu ülkelerin -Almanya ve birkaç küçük ülke dışında- içinde bulundukları ılımlı ekonomik küçülme döneminin yerini daha belirgin bir küçülme dönemine bırakarak bu ülkelere satabileceğimiz mal miktarını azaltması olasılığı var.
İlk olasılığın güçlenmesi döviz kuruna yukarıya doğru baskı ve dolayısıyla daha yüksek enflasyon demek. Bu, Merkez Bankası’nın işini son derece zorlaştırabilir. Zaten hedefin çok üzerinde olan enflasyon nedeniyle Merkez Bankası ‘yüksek’ faiz politikası uyguluyor. Bir de bu durumda faizi daha da yükseltmek zorunda hissedebilir kendini.
Öte yandan daha az ihracat zaten düşmekte olan büyüme oranının daha da düşmesi anlamına gelir. Bu durumda, Merkez Bankası, artık çok hedefli olduğu için, faizi yükseltmeme seçeneğini de ciddi biçimde düşünebilir. İlk seçenek, yani yüksek faiz politikasını sürdürmek büyümeyi daha da düşürür. İkinci seçenek olan faizi yükseltmemek, hatta düşürmek ise enflasyonu yükseltebilir. Elbette Merkez Bankası başka araçları olduğunu da ileri sürüyor. Bu durumda zorunlu karşılık oranlarını da kullanabilir. Birden fazla hedefi olduğunu ilan ederek büyüme-enflasyon ikilemine kendini soktuğu için sonuç fark etmiyor.
İşgücü verilerine gelince durum şu: Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilerin yorumlanmasında dikkatli olunması gereği üzerinde bir önceki yazımda durmuştum. Bir dönem öncesine kıyasla küçük değişimlere fazla ‘takılmamak’ gerekiyor.
Mesela, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış işsizlik oranında bir ay öncesine kıyasla küçük bir artış var; önemli değil. Bu küçük oynamaları dikkate almadan söylenebilecek şu: İşsizlik oranı son dört aydır değişmiyor ve yüzde 9 düzeyinde seyrediyor.
Bir de ham verileri kullanarak bakmak istiyorum işsizlik verilerine. İşsizlik oranına ilişkin karşılaştırılabilir veriler Ocak 2005–Şubat 2012 dönemi için var. Tüm bu dönemin şubat ayı verileri karşılaştırıldığında ortaya oldukça olumlu bir sonuç çıkıyor. En düşük işsizlik oranı 2012’deki: Yüzde 10.4. Bundan sonraki en düşük değer ise 2011’de gerçekleşmiş: Yüzde 11.5.
Ancak Şubat 2012’de işgücüne katılımda Şubat 2011’e kıyasla düşüş var. İşgücüne katılım oranı bir yıl önceki düzeyinde olsaydı, Şubat 2012’deki işsizlik oranı daha yüksek olacaktı. Ne kadar yüksek? Hesaplama, bu durumda her iki işsizlik oranının farklı olmayacağını gösteriyor. Zaten her iki dönemin istihdam oranlarının eşit olması da aynı olguya işaret ediyor. Yine de bir yıl öncesinin şubat ayındaki işsizlik oranının kendinden önceki şubatların hepsinden düşük olduğu dikkate alındığında, durumun olumlu olduğu belirtilebilir.
Zaten mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler de son dört ayda işsizliğin değişmemesine karşın 2005’ten bu yana en düşük düzeyde olduğunu gösteriyor. İşsizlik verilerinin ‘yumuşak iniş’ senaryosu ile uyumlu olmasının nedeni de zaten işsizlik oranındaki düşüşün son aylarda durmuş olması ile ilgili.