İşsizlik yine yapıştı kaldı

Küresel krizden önce işsizlik oranı yüzde 10,3'e yapışıp kalmıştı. Şimdi yapışkanlık gösterdiği düzey 1 puan daha düşük.

Mart dönemine ait işgücü verileri dün açıklandı. İşsizlik oranı yüzde 9,9, işgücüne katılım oranı yüzde 48,6 ve istihdam oranı yüzde 43,8 olarak açıklandı. Bu rakamlar bir anlam ifade etsin diye, 2011’in aynı dönemindeki değerleri de vereyim: İşsizlik oranı yüzde 10,8, işgücüne katılım oranı yüzde 49,0 ve istihdam oranı yüzde 43,7. Dikkat çeken bazı gelişmeler şöyle: 

Yerinde sayıyor
Birincisi, mart döneminde işsizlik oranında bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla gerçekleşen 0.9 puanlık düşmenin tümüne yakın bir kısmı işgücüne katılımdaki azalmadan kaynaklanmış. İşsiz sayısını, çalışabilir yaştaki nüfusla istihdam edilen kişi sayısı arasındaki farktan hesaplamıyoruz. Çalışabilir yaştaki nüfusun çalışmak isteyen kısmını işgücü olarak alıp, istihdam edilen kişi sayısı ile arasındaki farka bakıyoruz. Dolayısıyla işsizlik oranındaki gelişmeleri değerlendirirken işgücüne katılım oranındaki gelişmelere de dikkat etmek gerekiyor. Ya da doğrudan istihdam oranına bakmak yararlı oluyor. Zira bu oranı bulmak için istihdam edilen kişi sayısı çalışabilir yaştaki nüfusa bölünüyor. Dikkat ederseniz, mart döneminde bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla istihdam oranında çok küçük (0.1 puanlık) bir artış var.
İkinci gözlem şu: Kriz sırasında yüzde 15’e kadar sıçrayan (mevsim etkisinden arındırılmış) işsizlik oranı, 2010 ile 2011’in önemli bir kısmındaki hızlı büyüme sonrası keskin biçimde düşmüştü. Son yedi aydaki işsizlik oranı, yüzde 9,4 ile yüzde 9 arasında hareket etti. Ortalaması ise yüzde 9,2. Mevsim etkisinden arındırma yönteminin oluşturabileceği küçük oynamalar bir tarafa bırakılırsa şu rahatlıkla belirtilebilir: 2011’in eylül ayından bu yana işsizlik oranı yerinde sayıyor; 9,2’ye yapışmış kalmış vaziyette.
İşsizlik oranındaki atalet hiç de yabancısı olduğumuz bir kavram değil. Küresel kriz öncesindeki dönemde de ‘bizimle birlikteydi’. Ancak atalet açısından şimdi daha olumlu bir konumdayız. Küresel krizden önce işsizlik oranı yüzde 10,3’e yapışıp kalmıştı. Şimdi yapışkanlık gösterdiği düzey 1 puan daha düşük. Hiç yoktan iyidir. Bu da üçüncü gözlem.
Türkiye’nin önündeki en büyük ekonomik sorunlardan biri böylelikle ortaya çıkıyor. Yüzde 9 dolayındaki bir işsizlik oranı, yüksek bir işsizlik oranı. Elbette kendimizi İspanya ve Yunanistan ile kıyaslayıp durumumuza şükredebiliriz. Ama Yunanistan batmış durumda, İspanya ise batmanın eşiğinde. Daha ‘normal’ ülkelerle kıyaslandığında işsizlik oranımızın yüksek olduğu hemen belirleniyor.
Yüzde 9’a nasıl geldiğimizi de unutmayalım. 2010 ve 2011’in ilk dokuz ayında çok yüksek bir büyüme oranı yakaladık. Ne var ki o yüksek büyüme oranı sürdürülebilir değildi: Rekor düzeyde cari açık verdik. Bu nedenle haklı olarak o açığın düzeyinin ve kısa vadeli finansman biçiminin yaratabileceği finansal istikrarsızlıktan ürktük ve cari açığı (dışarıdan borçlanma ihtiyacımızı) düşürmek üzere büyümeyi azaltıcı önlemler aldık. Kısacası, sürdürülebilir büyüme oranımızı yükseltmeden işsizlik oranımızı kalıcı biçimde yüzde 9’da bile tutmak zor görünüyor.
Yine aynı noktaya geliyoruz: Dünyanın on yedinci büyük ekonomisinin sürdürülebilir büyüme oranı düşük. Hem kişi başına gelir düzeyimizi arttırıp mesela hiç olmazsa batmış Yunanistan’ın düzeyine çıkarmak hem de kalıcı olarak işsizlik oranımızı düşürmek için ne yapıp edip sürdürülebilir (potansiyel) büyüme oranını arttırma yoluna ‘baş koymak’ gerekiyor.