Kim Kim'i ister?

Kuzey Kore halkı, bunca yıldır kendilerini açlıktan ölmeye mahkûm eden bu dikta rejiminden nasıl oluyor da kurtulamıyor.

Siyah bir aba giymiş siyah küt saçlı bir kadın elindeki kâğıdı ağlayarak okuyordu Kuzey Kore televizyonunda. Okuduğu, lideri Kim Jong İl’in ölüm haberiydi. Kuzey Kore televizyonundan bu sahneyi aktaran televizyon kanalı, az önce yine aynı ülkeden askeri bir geçit törenine yer vermişti. Kazadımı yürüyen, sert ifadeli yüzlerce asker liderlerini selamlıyorlardı. Bir sonraki sahnede ise Kim Jong İl’in önünden nükleer başlık taşıyan füzeler geçiyorlardı. 

Açlıktan ölümler
Kim Jong’un ölüm haberini veren bir başka kanalda ise Kuzey Kore’de açlıktan ölen insan sayısının 2 milyon kişi olduğu belirtiliyordu. Bu sayının daha yüksek olduğunu ileri sürenler var. Bir yabancı gazete 1995’ten beri açlıktan ölenler dikkate alındığında sayının 4 milyon olduğunu yazıyor. Ne yazık ki açlık nedeniyle ölümler geçmişte kalmış bir olgu değil. Diktatör Kim Jong’un ülkesi nükleer silahlar üretedursun, özellikle son haftalarda çok sayıda Kuzey Korelinin açlıktan hayatını kaybettiği sanılıyor. Dünyaya nükleer korku salmakta mahir, halkını doyurmakta kepaze olan bu diktatör 17 yıldır işbaşındaydı. ‘Tahtı’ babası Kim İl Sung’dan devralmıştı. Yerine oğlu Kim Jong Un geçecekmiş.
Vaktiyle zengin olmayan bazı ülkelerin kişi başına gelir düzeylerini zengin ülkelerin kişi başına gelir düzeyi seviyelerine nasıl olup da çıkarabildikleri, buna karşın çoğu ülkenin bu beceriyi neden gösteremediği, iktisat kuramının yanıtlamaya çalıştığı önemli soruların başında geliyor. Bu soruların olası dört yanıtı olduğu belirtiliyor: Şans unsuru, kültür farklılıkları, coğrafi koşullardaki farklılıklar ve farklı kurumsal yapılar. Çoğu iktisatçı, ülkeler arası gelir farklılıklarından asıl sorumlu olanın kurumsal yapı farklılıkları olduğunu düşünüyor. 

Kişi başı gelir farkı
Kore’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Japonya’nın işgalinden kurtulması daha sonra da Kuzey Kore ve Güney Kore olarak ikiye ayrılması, gelir farklılıklarında coğrafya, kültür ve kurumsal yapının oynadıkları roller hakkında önemli bir gözlem sunuyor iktisatçılara. Ayrılmadan önce her iki Kore’de yaşayanlar homojen bir kültüre sahipler. Aynı dili konuşuyorlar, aynı dindeler. Açık ki yaşadıkları coğrafya da aynı. 1953’teki bölünmeden hemen sonra kişi başına gelirleri de benzer düzeylerde ve 700 dolar civarındaydı.
Oysa zamanla iki ülkenin gelir düzeyleri arasında büyük bir uçurum oluştu. 2008’e gelindiğinde Güney Kore’nin kişi başına gelir düzeyi 28 bin dolara çıktı. Kuzey Kore’nin kişi başına gelir düzeyinin ise 1100 dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu ülkelerin gelir düzeylerinde zamanla oluşan bu büyük farklılığın çok farklı kurumsal yapıya sahip olmalarından kaynaklandığı düşünülüyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler Sayın Daron Acemoğlu’nun Modern Ekonomik Büyümeye Giriş kitabının dördüncü bölümüne bakabilirler.
Peki, nasıl oluyor da Kuzey Kore televizyonunun sunucusu ölüm haberini okurken onca gözyaşına boğuluyor? Daha önemli soru şu: Bunca yıldır kendilerini açlıktan ölmeye mahkûm eden bu dikta rejiminden nasıl oluyor da kurtulamıyor Kuzey Kore halkı?