Kısa vadeli bir koalisyon olursa

Uzun vadeli bir hükümetin yapabileceği, "vaatlerini yerine getirmek için bütçe açığını geçici olarak artırıp, büyüme oranını yükselterek bir süre sonra bütçe açığını eski düzeyine döndürmek" şeklinde özetlenecek maliye politikası kısa vadeli bir koalisyonda pek mümkün değil.

Geçen hafta “Geçici hükümetler önemli sorunlarla karşılaşabilir. Daha kalıcı çözümler peşinde koşmak gerekiyor. Bunun temel yolu ise uzun vadeli bir programdan geçiyor.” savından yola çıkarak, uzun vadeli programın çerçevesi üzerinde durmuştum.

Peki, uzun vadeli program uygulayacak bir koalisyon kurulamayacaksa, karşılaşacağı önemli sorunlarla nasıl baş edecek? Diyelim ki kurulacak koalisyon hükümeti 1-1.5 yıl sürecek. Ne tür bir ekonomi politikası izlemek gerekir? Bu soruyu yanıtlayabilmek için önce Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut durumu ve dış koşulları kısaca gözden geçirmek gerekiyor. 

Mevcut durum: Böyle bir hükümet işbaşına geldiğinde, yüzde 2.3 düzeyinde büyüyen bir ekonomi, yüzde 10’un üzerinde bir işsizlik oranı, lirada değer kaybetme eğilimi, yüzde 8’in üzerine çıkacak bir enflasyon ve artmayan bir yatırım düzeyi bulacak.

Mevcut durumun temel nedeni: Bu sevimli olmayan durumun temel nedenlerinin başında iki özelliğimiz var: Birincisi, tasarruf oranımız dünyanın en düşüklerinden biri.  İkincisi, yurtdışına olan yükümlüklerimiz ile yurtdışından alacaklarımız arasındaki fark çok yüksek. G20’deki yükselen piyasa ekonomileri arasında bu açıdan birincilik bizde. Bu iki özelliğimiz (kırılganlığımız) bizi gelişmiş ülkelerin faiz kararlarına karşı, farklı bir ifadeyle, yabancı yatırımcıların risk alma iştahlarındaki değişiklikler ile oluşan kur hareketlerine karşı son derece hassaslaştırıyor.

Dış koşullar: ABD Merkez Bankası yakında faiz artırımına başlayacak. Avrupa Merkez Bankası, mevcut gidişat sürerse daha fazla gevşetmeyecek para politikasını. Bu, Türkiye için, eskiye kıyasla daha yüksek yurtdışı faiz ve daha az borçlanma imkânı anlamına geliyor.

Önlem alınmazsa ortaya çıkması muhtemel sorunlar: Döviz kuru ve yurtiçi faiz haddi üzerinde yukarıya doğru baskı oluşacak. Elbette 1-1.5 yıllık sürenin her günü bu baskıyı gözlemleyeceğiz; ama ana eğilim böyle olacak. Enflasyon biraz daha yükselme eğilimi gösterecek, büyüme ve işsizlik oranları olumsuz yönde gelişme gösterebilecekler. Ekonomiye duyulan güven azalacak.

Bu, bir felaket senaryosu değil. Ama makroekonomik istikrar açısından Türkiye’nin işinin güçleşeceğini gösteriyor. Bu güç koşullar altında istikrarı sağlamak amacıyla yapılabilecekler var ve Türkiye’nin bu dönemden olumsuz yönde etkilenmesini azaltmak mümkün.

Yapılabilecekler listesinin olmazsa olmazları: 1. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını devamlı vurgulamak ve bunun laf düzeyinde kalmadığını uygulama ile göstermek gerekiyor. Öte yandan, Merkez Bankası’nı, bu söylediğim ile çelişmeyecek şekilde sadece fiyat istikrarına odaklanmaya davet etmek lazım. Finansal İstikrar Komitesi bu amaçla kullanılabilir. Ayrıca kamuoyu önünde Merkez Bankası yasasına ve bu çerçevede Merkez Bankası’nın temel amacının fiyat istikrarı olduğuna vurgu yapıp, Merkez Bankası’nı faiz aracını çekinmeden kullanmasını özendirmek gerekiyor.

2. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun tüketici kredilerindeki çılgın artışı dizginleyen ve yaklaşık 1.5 yıldır uygulanan politikası ana hatlarıyla devam etmeli. Ancak, özetlediğim dış koşullar nedeniyle tüketici kredilerinde arzu edilenin ötesinde bir gerileme olursa, politikada bir ölçüde gevşemeye gidilebilir.

3. Mali disiplin sürmeli. Bütçede israfı önleyen adımlar ön plana çıkarılmalı. Bütçenin esnekliği çerçevesinde gelir düzeyi düşük kesimlere yönelik iyileştirici adımlar atılabilir. Ancak bu adımların, Türkiye’nin riskini artırmayacak düzeyde olması gerekir.   

Dikkat ederseniz bu saydıklarımın hepsi Türkiye’nin mevcut kırılganlıklarının dış koşulların aleyhimize dönmesi nedeniyle makroekonomik istikrarı bozmasını önlemeye yönelik. Bunu sağlayabilmek için Türkiye’ye ilişkin risk algılamasının artmaması gerekiyor. Bu çerçevede, uzun vadeli bir hükümetin yapabileceği, “seçim öncesi vaatlerini tümüyle yerine getirmek için bütçe açığını geçici olarak artırıp, bu yolla büyüme oranını yükselterek bir süre sonra bütçe açığını eski düzeyine döndürmek” şeklinde özetlenecek bir maliye politikası kısa vadeli bir koalisyonda pek mümkün görünmüyor.

Ayrıca, böyle bir koalisyonda dişe dokunur düzeyde yapısal reform yapılabileceğini sanmıyorum. Ama son yıllarda çıkan anti-demokratik yasaların mümkün olduğunca değiştirilmesi ve hukukun üstünlüğü yolunda bir dizi adım atılması ekonomiye, özellikle de yatırım ortamına önemli katkı yapar.