Kredi mi, faiz mi?

Kredi artış oranının üst sınırını arttırmadıkça, faiz indiriminin büyüme üzerinde çok etkili olmasını beklememek gerekiyor.

Büyümeyi bir miktar arttırmak istediğimizi düşünelim. Türkiye’de hangisini tercih edersiniz: Kredi artış oranını sabit tutup faiz oranını düşürmek mi? Kredi artış oranını biraz daha yükseltmek mi?

Merkez Bankası (MB), temmuz ayından bu yana kısa vadeli faizlerin belirgin biçimde düşmesine izin verdi. Belirleyici kısa vadeli faizler şu sıralarda yüzde 5,75 olan politika faizinin altında, faiz koridorunun alt sınırının biraz üzerinde, yüzde 5,5’e yakın bir yerde geziniyorlar. Oysa bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde gerçekleşen faiz yılın ilk çeyreğinde ortalama yüzde 9,5, ikincisinde ise yüzde 9,7 düzeyindeydi. Önemli bir düşüş var.

Finansman kaynağı

Çoğu piyasa ekonomisinde şu geçerli: Büyüme üzerinde asıl etkili olan faiz değil, kredi miktarında değişiklikler.

Mesela, ABD’de faiz hadleri son derece düşük. Buna rağmen ABD Merkez Bankası küresel krizin başlangıcından bu yana kredi piyasasını canlandırmaya çalışıyor. Türkiye için yapılan çalışmalar da kredi artış oranı ile büyüme oranı arasında aynı yönlü ve kuvvetli bir ilişki olduğunu gösteriyorlar.

Kredi artış oranının büyüme üzerinde neden belirleyici olduğunu anlamak için fazla çaba sarf etmeye de gerek yok. Faiz oranlarını düşük düzeylerde tutsanız bile, yatırım yapmak isteyenler ve tüketim harcaması planlayanlar, gerekli finansmanı bulamazlarsa nasıl gerçekleştirecekler bu planlarını? Elbette ekmek-peynir tüketimi ya da el arabası–el matkabı ‘yatırım’ı için finansman bulmak gerekmiyor. Ama yatırım harcaması dediğimizde asıl aklımıza gelen harcama türleri ile dayanıklı tüketim malı harcamaları ve gayrimenkul alımları için gerekiyor. Türkiye’de bu tür harcamaların temel finansman kaynağı ise banka kredileri.

Yaklaşık iki yıldır, banka kredilerinin artış oranının yüzde 15 düzeyini aşmaması gerektiği yetkililerce ifade ediliyor. Bunun, finansal istikrar açısından elzem olduğu söyleniyor. Doğrudur, yanlıştır; bunu tartışmak değil amacım. Ancak şu önemli: Kredi artış oranının üst sınırını arttırmadıkça, faiz indiriminin büyüme üzerinde çok etkili olmasını beklememek gerekiyor. Temmuzdan bu yana gerçekleştirilen faiz indirimi hiç mi etkili olmayacak? Bir miktar olacak elbette. Mesela, mevduat faizleri de düşecekse tasarruf etmeyip harcama yapmak daha çekici kılınacak. Bu durumda, kredi ihtiyacı olmayanların harcamaları ile krediye ihtiyaç duyulmayacak kadar düşük bedeldeki mal ve hizmet tüketimi artabilir. Peki, yüksek cari açığın doğurduğu potansiyel sorunlar nedeniyle bu tür bir tüketim artışının istenmediği söylenmiyor muydu?

Farklı üst sınır

Faiz indirimi, liranın değerlenmesini sınırlayarak ihracata da bir miktar katkı sağlayabilir. Ama dikkat: Birincisi, mevcut dünya koşullarında ihracatımızın asıl sınırlayıcısı pazarlarımızda ya artmayan ya da çok az artan alım gücü. İkincisi, küresel belirsizlikler artmayacaksa, notumuzun yükselmiş olmasının da katkısıyla yurda daha fazla döviz girişi olacak (oluyor zaten). Lira değerlenme baskısı altına girecek. Faiz indirimi, bu değerlenme baskısını azaltmaya yarayacak. Ek bir rekabet avantajı sağlamayacak bize.

Enflasyondaki gidişat izin verdikçe elbette faizi indirmekte bir sakınca yok. Ama büyüme açısından üzerinde durulması gereken asıl husus şu: Kredi artış oranı üst sınırını gözden geçirmek gerekiyor. Bu tehlikeli bulunuyorsa, yatırım kredileri gibi bazı kredi türleri için farklı üst sınırlar getirmenin ne derece yapılabilir olduğunu araştırmakta yarar var.