Kredi mi faiz mi? (2)

Farklı kredi türleri için farklı artış oranlarını teşvik etmek, geleceğin cari açığı açısından daha iyi olan yatırım artışını tetikleyebilir.

Son yazımın başlığındaki ‘Kredi mi faiz mi’ sorusunu biraz daha deşmem gerekiyor. Sözünü ettiğim yazımda, mevcut koşullarda, büyüme üzerinde asıl belirleyici olanın kredi hareketleri olduğunu söylemiştim. Öte yandan, önceki yazılarımda ‘Yoksa aslında işe yarayan sadece klasik faiz politikası mı’ sorusunu ileride tartışacağımı da söylemiştim.

O tartışmada üzerinde duracağım şu: Büyüme oranımızın 2012’de düşmesinde para politikasının bir etkisi olduysa, bunun temelde faiz arttırımı yoluyla olduğuna dair kuvvetli emareler var. Bir yandan kredi önemli derken diğer yandan faiz işe yaradı diyerek çelişkili bir duruma düşüyormuş gibi görünmek istemem. Çünkü aşağıda tartışacağım gibi öyle bir çelişki yok. Olmadığı gibi, üzerinde düşündükçe bana ilginç gelen bir durum var.

Kredi artışı yüzde 15

Başlangıçta açıkça belirtildi mi tam olarak hatırlamıyorum, ancak daha sonra 2011 için uygun görülen kredi artış oranının yüzde 15 olduğunu öğrendik. 2012’de de öyle oldu. Şimdi 2013 için de aynı rakam ileri sürülüyor. Oysa bu üç yılda Merkez Bankası’nın (MB) hangi düzeyde belirleneceğini doğrudan etkilediği mevduat ve kredi faizleri gibi büyüme açısından asıl önemli olan kısa vadeli faizler çok farklı düzeylerde oluştular. Farklı bir ifadeyle, Merkez Bankası, kredi artış oranının aynı düzeyde kalmasını isterken, kısa vadeli faizlerin çok farklı düzeylerde belirlenmesine ses çıkarmadı; aksine istedi. Bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan kısa vadeli faize ilişkin birkaç rakam vereyim: 2011’in başından ekim ortasına kadar ortalama yüzde 6,4, yılın geriye kalanında yüzde 10,4, 2012’nin ikinci üç ayında yüzde 9,7, şu sıralarda ise yüzde 5. Ama tüm bu dönemde arzu edilen kredi artış oranı yüzde 15.

Şimdilerde şu söyleniyor: “Büyümede (arzu edilenin ötesinde olan–ben ekledim) yavaşlamayı önceden gördük ve bu nedenle kısa vadeli faizleri temmuz ayından itibaren düşürmeye başladık.” Demek ki 2012’de yüzde 3’ün altında kalacak büyüme oranının artması isteniyor. Zaten Orta Vadeli Program’da yüzde 4 hedefi var. Büyüme bir puanın üzerinde artsın ama aynı zamanda kredi artış oranında bir değişiklik olmasın amaçlanıyor. Bu durumda, kredi artış oranı aynı kalırken faiz oranındaki düşüşün büyümeyi arttıracağı varsayımı var. Faiz oranındaki düşüşün mevduat faizine yansıması oranında, bu varsayım gerçekleşebilir. Mevduat faizlerinin enflasyondan arındırıldığında çok düşük değerler alması, özellikle dayanıklı tüketim harcaması yapmak için krediye ihtiyacı olmayanların tüketimlerini arttırabilir. Bu durumda, tüketicinin borçluluk düzeyi (kredi borcu) artmadan tüketim bir miktar artsın istenilmiş oluyor.

Tehlikeli sular

Bu saptama doğruysa üç nokta önemli:

1) Bunu sağlayacak faiz düşüşü oldukça keskin olmalı. Bu zaten bir ölçüde sağlanmış durumda. Yukarıda verdiğim rakamlar çerçevesinde son aylarda 4,7 puanlık düşüş var faizde. Üstelik önümüzdeki günlerde Merkez Bankası bir miktar daha düşürebilir faizleri. Enflasyon açısından tehlikeli sulara yaklaşılıyor olabilir. Başka bir ifadeyle, bu politikanın bir sınırı var.

2) Cari açık açısından en istenilmeyeni, tüketim artışına dayanarak büyüme. Ama tüketimden tüketime de fark var. Bunun en istenilmeyeni de kredi almaya ihtiyaç duymayanların tüketiminde artış; yani şu anda yapılan.

3) Oysa farklı kredi türleri için farklı artış oranlarını teşvik etmek, geleceğin cari açığı açısından daha iyi olan yatırım artışını tetikleyebilir. Düşünmekte yarar var.