'Küçük' sorunlar (3)

Kalitesiz kitapların ders kitabı olarak okutulmasını nasıl engelleyeceğiz?

Tamam, üniversite ders kitaplarını basmadan önce bilimsel açıdan, Türkçe açısından, tablo-grafik-metin uyumu açısından ve pedagojik açıdan değerlendirecek hakemlik ve editörlük mekanizmasını kurduk. Bunları yapan yayınevlerine teşvik de verdik. Teşvik alan yayınevlerinin bu mekanizmayı sağlıklı biçimde işletip işletmediklerini de denetleyecek bir başka kontrol mekanizması kurduk. İş bitmiyor ki. İki sorun hala yanıt bekliyor: Kalitesiz kitapların ders kitabı olarak okutulmasını nasıl engelleyeceğiz? Kaliteli kitap yazacak bilim insanlarını nasıl kitap yazmaya teşvik edeceğiz?

Cumartesi günkü yazım üzerine sevgili hocam Hasan Ersel telefonla aradı. Yaklaşık on yıl önce Yapı Kredi yayınlarının kaliteli üniversite ders kitabı yayınlaması için işe koyulmuşlar. Nasıl bir yol izlenebileceğini tartışmak üzere çeşitli alanlardan değerli bilim insanlarını davet etmişler. Tam da az önce sorduğum ilk soruya takılmışlar. O toplantıdan şu sonuç çıkmış: “İstediğiniz kadar kaliteli ders kitabı basın, sonuçta harcıâlem kitapların yaygın biçimde basımının ve üniversitelerde okutulmasının önlenmesi ve kaliteli kitapların o kötü kitapların yerini alması mümkün olmaz”. Zaten kâr getirecek bir iş değil; topluma yararlı olmak amacıyla başlatılan bir proje, o yararın sağlanamayacağı anlaşıldığından vazgeçilmiş.

Aslında, farklı şehirlerdeki ciddi meslektaşların yaygın şikâyet konularından biridir; gecekondu yayınevlerinde üstün körü basılmış, çalakalem yazılmış ve de birinci öğretim, ikinci öğretim falan derken çok sayıda öğrenciye üstelik –çok şükür ki yaygın değil- bazen bizzat pazarlanan kitaplar. Ne yapacaksınız bunları? YÖK karar alıp, şu derslerde şu kitaplar okunacak derse, gitti akademik özgürlük. Artık sürecin nerede duracağı bilinmez; sonuçta tek tip kitap devri başlar. Böyle yasakçı bir uygulama hiçbir şekilde aklı başında bir ülkede kabul edilemeyeceğine göre, nasıl engelleyeceğiz bu kötü kitapların öğrencilere kaynak olarak verilmelerini?

Oldukça zor bir soru. İşin garip tarafı şu ki, “Merkez Bankası ne yapmalı” ya da “borsa nereye gidecek” falan diye sorsanız çok sayıda uzmandan çok sayıda görüş almak mümkün bu ülkede. O soruların yanıtı da önemli elbette ama sonuçta kısa dönemi, olsa olsa birkaç ayı ilgilendiriyor. Oysa özelde üniversite eğitiminin düzeyi, genelde ise tüm eğitim sistemimizin kalitesi geleceğimiz ile yakından ilgili. Hatırlayın; zengin ülkelerle aralarındaki gelir farklılığını kapatan az sayıdaki ‘eski’ gelişmekte olan ülkenin ortak üç özelliğinden birisi eğitim düzeyi yüksek bir nüfusa sahip olmalarıydı.

Üniversite ders kitabı meselesini halledince eğitim sistemi ile ilgili sorunlarımızı tümden halletmiş olmayacağız elbette. Ama sonuçta yapısal reform dediğiniz, bu tür ‘küçük’ sorunların belli bir sistematik içinde üzerine gidilmesi ile oluyor. Kitap sorunu ile birlikte, yabancı dil eğitimi, gecekondu doktora programlarının kapatılması, yurtdışında ilk sıralarda gelen üniversitelere çok sayıda burslu doktora öğrencisi yollanması, vakıf üniversitelerinden kaliteli olanlarında okumak isteyen ama maliyetini karşılayamayan öğrencilere kredi sistemi tasarlanması, lise öğretmenlerinin eğitim düzeylerini yükseltecek programlar…

Anaokulundaki sorunlara, çıraklık ve ustalık eğitimine kadar gidebilirsiniz.

Ama bunları yapabilmek için her bir alandaki ‘küçük’ sorunları önce saptamak gerekiyor. Sonra da nasıl çözeriz üzerinde kafa yormak. Türkiye’nin böyle yüzlerce ‘küçük’ sorun üzerinde özgürce kafa yoracak ‘uçuk-kaçık’ beyinleri bir araya toplayan bir kurumu neden yok? Zor mu böyle bir kurumu siyasetten bağımsız bir çatı altında toplamak?