Merkez Bankası kararlarının etkileri

Yılın son çeyreğinde ve bir ölçüde yeni yılın ilk çeyreğinde iç talepte ani bir 'u' dönüşü beklememek gerekiyor

Merkez Bankası (TCMB) iki ayı aşkın bir süredir bankalara borç verdiği paranın faizini düşürüyor. TCMB’nin asıl politika faizi olan ve ‘ortalama fonlama maliyeti’ olarak adlandırılan bu faizin, yılın ilk altı ayındaki ortalaması yüzde 8,7 düzeyindeydi. Sonraki aylarda aldığı ortalama yüzde değerler şöyle: Temmuzda 8,0, ağustosta 6,8 ve eylülde 6,2. Giderek artan oranda kademeli bir düşüş olduğu açık.
Günlük olarak değişen bu faiz, faiz koridoru olarak bilinen aralık içinde hareket ediyor. Dolayısıyla mantıksal olarak her an koridorun üst sınırına yükselmesi mümkün. Bu koridorun üst sınırı yüzde 11,5 düzeyindeydi.

Üst sınıra ulaşmak zor
Son Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 10’a çekildi. Böylelikle, günlük politika faizinin yükselebileceği düzey düşürülmüş oldu. Farklı bir ifadeyle, politika faizi hâlâ her an yüzde 10’a yükselebilir. Bu mantıksal olasılığa karşın, TCMB’nin bir süredir verdiği sinyaller, son aylarda Türkiye’ye artan kısa vadeli dış kaynak girişi ve enflasyonun yılın son çeyreğinde belirgin biçimde düşeceği beklentisi, bu faizin üst sınıra bırakın ulaşmasını, yaklaşması olasılığını bile çok aza indiriyor.

Bu çerçevede, düşen iç talebe tepki olarak, bir süredir TCMB’nin politika faizini kademeli biçimde indirerek, ekonomik faaliyet düzeyi açısından asıl belirleyici olan kredi ve mevduat faizlerinin de düşmeye başlamasını istediğini düşünebiliriz. Böylelikle, tüketim ve yatırım harcamalarının bir parça artmasını ve artan kısa vadeli dış kaynak girişi nedeniyle bollaşan dövizin liraya oluşturacağı değerlenme eğilimini azaltarak ihracatın olumsuz etkilenmesini engellemeyi amaçladığı anlaşılıyor. Ayrıca, döviz olarak tutulabilecek zorunlu karşılık miktarını arttıracak şekilde yaptığı son değişikliğin, kısıtlı da olsa aynı amaca hizmet edeceğini düşünüyor. Bir parantez açarak çok-amaçlı ve çok-araçlı para politikası uygulamasının yorumu son derece zorlaştırdığını belirteyim. Sadece bizler için zorlaştırsa sorun yok, bir de ekonomide kredi açmak ya da kredi talep etmek üzere karar alacakların halini düşünün!

Bu politikanın, kredi ve mevduat faizlerini ılımlı biçimde düşüreceğini düşünüyorum. İki nedenle ılımlı biçimde: Birincisi, az önce belirttiğim gibi TCMB karmaşık ya da bir yoruma göre Nobellik işler yapıyor. Karmaşık ya da Nobellik, sonuçta politikası hakkında bir belirsizlik oluşturuyor. Bu belirsizlik nedeniyle politika faizindeki düşüşün birebir kredi ve mevduat faizlerine yansıması beklenmez. İkincisi, daha önce sözünü ettiğim dış riskler ileriye ilişkin belirsizlikleri arttırıyor. Bu nedenle de kredi faizlerinde bir miktar atalet oluşması normal.

Keskin artış olmaz
Kredi faizleri şu ya da bu ölçüde düşse bile, bu gelişmenin bir çırpıda kredi talebini arttırması söz konusu değil. Özel kesimin yatırım harcamaları bir yıl öncesine kıyasla daha düşük bir düzeyde gerçekleşmişti ikinci çeyrekte. Üstelik daha az rastlanan bir şey olmuş ve özel tüketim harcamaları da azalmıştı. Benzer bir eğilimin üçüncü çeyrekte de sürdüğü anlaşılıyor. Bu eğilimler, önümüzdeki dönemde son Avrupa ve ABD merkez bankaları kararları ile Almanya Anayasa Mahkemesi kararı çerçevesinde olumlu yönde değişse bile, geriye kalan ve son yazılarımda sözünü ettiğim riskler nedeniyle belirgin bir eğilim değişikliği olacağını düşünmüyorum. Özellikle yatırım harcamalarında bir çırpıda keskin artış söz konusu olmayacak gibi.

Bu çerçevede, yılın son çeyreğinde ve bir ölçüde yeni yılın ilk çeyreğinde iç talepte ani bir U dönüşü beklememek gerekiyor. Kaldı ki bozulan bütçe dengelerini düzeltmek için bazı vergilerde artış planlandığı haberleri yer alıyor basında. Bunun da iç talebi artmasına yardımcı olmayacağı sanıyorum açık.