Merkez Bankası'nın bundan sonraki adımları

Türkiye ve benzeri ülkelere yönelik döviz akımlarının güçlenmesinin önündeki tek engel ABD'nin 'mali uçurum' riski.

Merkez Bankası’nın (TCMB) son Enflasyon Raporu’nun 12. sayfasından alıntı yapıyorum. Benzeri cümleler son Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti’nin 15. maddesinde de var: “Kısa vadeli sermaye akımlarında yaşanabilecek ivmelenme, hızlı kredi genişlemesi ve yerli para üzerinde oluşabilecek değerlenme baskısı ekonomimizdeki dengelenme sürecini yavaşlatabilecektir. Bu riskin gerçekleşmesi halinde TCMB, kısa vadeli faizleri düşük düzeylerde tutarken zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçlarla sıkılaştırmaya gidebilecektir. Ayrıca rezerv opsiyon mekanizması da otomatik dengeleyici özelliğiyle finansal istikrarı dengeleyecektir”.

Belirtilen koşullar, 2010’un sonlarına doğru Türkiye’de hüküm süren koşullar. Önümüzdeki dönemde benzeri bir durum ortaya çıkabilir mi? Dış koşullar kötüleşmezse Fitch’in Türkiye’nin notunu ‘yatırım yapılabilir’ düzeye çekmesi, Türkiye’ye yönelik döviz akımının güçlenmesine yol açacak. Diğer iki büyük kredi derecelendirme kuruluşundan biri daha notumuzu ‘yatırım yapılabilir’ düzeye çekerse döviz girişinin daha da artması beklenir.

Ancak böyle bir not arttırımının hemen birkaç ay içinde olması beklenmiyor. Bu durumda dış koşullara (tekrar) kısaca bakmakta yarar var. Avrupa kaynaklı riskler, eylüldeki ECB kararından sonra, yılın ilk 8 ayına kıyasla biraz daha az. Yine çok sayıda risk var ama ECB’nin sorunlu ülkelerin gerekli adımları atmaları halinde, kendisinin de onları destekleyecek yönde adımlar atacağını açıklaması piyasaları rahatlattı. Arkasından FED yeni bir parasal genişlemeye gideceğini açıkladı ve bu kararı şu an yürürlükte. Hem Avrupa’da hem de ABD’de faizler son derece düşük. Buna karşılık Avrupa büyümüyor. Geçen hafta içinde de 2013’e ilişkin büyüme tahminleri önemli ölçüde düşürüldü.

Bu durumda ortadaki bol miktarda paranın bizim gibi ülkelere akması doğal bir sonuç. Zaten Türkiye’ye son aylarda giren dış finansmanın tutarı, Türkiye’nin ihtiyacının oldukça üzerinde kaldı. Türkiye ve benzeri ülkelere yönelik döviz akımlarının güçlenmesinin önündeki tek engel, ABD’nin ‘mali uçurum’ riski. Demokratlarla Cumhuriyetçiler anlaşamazlarsa, ABD henüz toparlanamamışken, otomatik vergi artışları ve harcama kısıntıları yürürlüğe girecek yıl başında. Arkasından borçlanma üst sınırı tartışmaları başlayacak. Bu, dünya ekonomisi için önemli bir risk.

Bu çerçevede, ABD’de ‘mali uçurum’ sorununun nasıl çözümleneceği belli olmadan bizim gibi ülkelere daha fazla döviz akmasını beklememek gerekiyor. Dolayısıyla, TCMB’nin ilk aşamada, eylül ayında başladığı işi sürdürmesi söz konusu olacaktır. Yani faiz koridorunun üst sınırını biraz daha aşağıya çekmesi ve bankaların ortalama fonlama maliyetini bir süredir yaptığı gibi kendi politika faizi olan %5,75 ile koridorun alt sınırı olan %5 arasında tutması beklenir.

Mali uçurum sorunu ABD’deki toparlanmayı engellemeyecek biçimde çözülürse ve Avrupa bugünkünden kötü olmazsa, yukarıda tartışılan koşullar da dikkate alındığında, TL’ye aşağıya doğru baskı artacak. Bu durumda yazının başlangıcında yer verdiğim TCMB politikası kademeli olarak devreye girecek:

Önce, faiz koridorunun aşağıya çekilerek ortalama fonlama maliyetinin daha da düşürülmesi ve dalgalandırılması gündeme gelecektir. Ayrıca bankaların TCMB’de daha fazla döviz tutmalarına yol açacak biçimde rezerv opsiyon katsayısının arttırılması da düşünülebilir. Buna karşılık, büyümede belirgin artış olacağı sinyali gelmeden zorunlu karşılık oranlarının yükseltileceğini düşünmüyorum. Zamanla devreye girecektir.

Bir de not: “Bunlar yapılması gerekenlerdir” demiyorum. Sadece TCMB’nin açıklamaları çerçevesinde neler yapabileceğini tartışmaya çalışıyorum.