Merkez'in yeni politikasının maliyeti (1)

Bankalar, lira cinsinden mevduat karşılığında MB'de tutmak zorunda oldukları paranın bir kısmını döviz olarak tutuyor.

Bir süre önce Merkez Bankası (MB) yeni bir para politikası aracı devreye soktu. Yeniliğin iki ayağı var. Birincisi, artık bankalar topladıkları lira cinsinden mevduat karşılığında MB’de tutmak zorunda oldukları paranın belli bir oranını döviz cinsinden tutabiliyorlar. Bu yeni politika başlamadan önce yüzde 0 olan bu oran, 12 Eylül 2011’de yüzde 10’a yükseltildi.

Süreç içinde söz konusu oran kademeli olarak arttırıldı ve son olarak ağustos ayında yüzde 60 oldu. Teknik ayrıntısı bir tarafa, yeni politika aracının ikinci ayağı (rezerv opsiyon katsayısı deniliyor) şu anlama geliyor: Bankalar, zorunlu karşılıkların döviz olarak tuttukları kısmını arttırmayı tercih ederlerse piyasa kurundan daha yüksek bir kurdan bu ‘haklarını’ kullanabiliyorlar. Düzenleme, bu kurun MB’ce belirlenmesi anlamına geliyor.

Bu politikanın bankalar açısından ilk etkisini görebilmek için döviz tutma oranının yüzde 0’dan yüzde 10’a yükseltildiği döneme dönelim. A bankasının 100 lira mevduatı var. Karar öncesinde bunun 20 lirasını MB’de tutmak zorunda olsun. 12 Eylül 2011’de bankalara bu 20 liranın 2 lirasını (yüzde 10’unu) MB’de döviz olarak tutma ‘hakkı’ verildi. A bankası, isterse 20 lira, isterse 18 lira artı 2 liranın dolar karşılığı neyse o kadar dolar MB’de tutabilecek hale geldi.

A bankasının döviz tutma seçeneğini kullandığını düşünelim. Dikkat: Karar öncesinde MB’de 20 lira tutuyordu. Artık 18 lira ve 2 lira karşılığı dolar bulunduracak MB’de. Yani, MB, A bankasına 2 lirasını geri verecek, karşılığında ise A bankası MB’ye 2 liranın dolar tutarı neyse onu verecek. Böylelikle, MB’nin döviz rezervi yükselecek, A bankasının ise lira cinsinden kullanabileceği fon miktarı (likiditesi) artacak.

MB bu politikayı açıklarken Avrupa’daki sorunlara dikkat çekiyor ve yeni politikanın amacını şöyle belirtiyor: “Gerek bankacılık sektörünün TL likidite ihtiyacının daha kalıcı bir yöntemle ve daha düşük maliyetle karşılanması gerek Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin desteklenerek zamanında, kontrollü ve etkili biçimde kullanılması amaçlarıyla…”
Birincisi, ‘bankacılık sektörünün likidite ihtiyacının daha kalıcı bir yöntemle karşılanması’ amacıyla diyor. Gerçekten de az önce verdiğim sıkıcı örnekte, A bankasının lira cinsinden likiditesi 2 lira artıyordu. İkinci olarak bu ihtiyacın ‘daha düşük maliyetle’ karşılanmasından söz ediyor.

Şöyle: A bankası ek 2 lira daha fon toplamak isterse mevcut mevduat faizinden bu fonu toplayabilir. Ancak lira cinsinden mevduat faizi yüksek. Bunun yerine, MB’nin kendisine sunduğu seçeneği kullanarak 2 lirayı MB’den alabilir.

Bu seçenek elbette sıfır maliyetle kullanılmıyor: 2 lirayı alırken MB’ye verdiği dövizi bir edinme maliyeti var. Ya döviz mevduatı topluyor ya da yurtdışından döviz borç alıyor. Ancak, döviz cinsi fonların faizi, lira cinsinden fonlara kıyasla çok düşük.

Bu durumda, MB’nin bankaya sunduğu seçenek banka açısından kârlı bir seçenek oluyor. MB, üçüncü olarak bu işten kendisinin de kârlı çıkacağını belirtiyor: “Bankalar bu seçeneği kullanırlarsa bana döviz verecekleri için benim de rezervlerim artacak ve daha fazla cephanem olacak” diyor.

Bunlar işin olumlu tarafları.

Önemli olumsuz tarafları da var; gelecek yazıda...