Merkez'in yeni politikasının maliyeti (2)

Merkez Bankası'nın döviz borcunun toplam borcuna oranı yüzde 44'ten yüzde 67'ye kadar yükseldi.

Bankalara, topladıkları lira cinsinden mevduat karşılığında kendisinde tutmak zorunda oldukları paranın belli bir oranını döviz cinsinden tutabilmelerine Merkez Bankası’nın (MB) izin vermesinin olumlu taraflarına değinmiştim. Sıra sorunlarda.

Avrupa’daki sorunlu ülkeler, kendilerine yönelik risk algılaması yüksek olduğundan, bütçe açıklarını finanse etmek için tahvil satmaya kalktıklarında çok yüksek faizle borçlanmak zorunda kalıyorlar. Bütçeleri daha da bozuluyor ve borç verenlerin talep ettikleri faiz daha da yükseliyor. Bu çok önemli sorunun temel çözümü elbette borç verenlerin bu ülkelere ilişkin algıladıkları riski ortadan kaldırmak. Zor ve bir çırpıda yapılabilecek bir iş değil. Zamana ihtiyaç var. Ülkeler risk algılamasını azaltmak için ellerinden geleni yaparken yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmamalılar. Satmak zorunda oldukları tahvilleri düşük faizle satabilmeliler. Ama İtalya ve İspanya gibi ülkelerin tahvil satarak borç alma ihtiyaçları çok fazla. Düşük faizle bu ihtiyacı giderebilecek tek bir kurum var: Avrupa Merkez Bankası. Niye? Çünkü sadece onun euro basma hakkı var.

Dövizle borçlanma

Finansal kurumların likidite ihtiyaçları çok arttığında bunu gidermek için üç seçenekleri var. Birincisi, başka finansal kurumlardan borç almak. İkincisi, ellerindeki varlıkları satışa çıkarmak. Üçüncüsü, ülkelerinin merkez bankasından borç almak. Şiddetli bir finansal krizde kimse kimseye borç vermek istemiyor; yarın ne olacağını bilmiyor çünkü: Birinci seçenek işe yaramıyor. İkinci seçenek de öyle, çünkü şiddetli kriz anında varlıkların fiyatları yerlerde sürünüyor. Geriye sadece merkez bankasına başvurmak kalıyor: O ülkenin parasını basabildiği için zordaki finansal kurumların yardımına koşup ülkenin ekonomisinin çökmesini engelleyebiliyor. Tıpkı 2008’de ABD Merkez Bankası’nın yaptığı gibi.

Bir merkez bankası başka ülkenin parasını basamıyor. Bu nedenle, mesela, döviz borçlarını ödemek için Türkiye’deki bankaların fon ihtiyacı had safhaya çıkarsa ve bu fonları normal yollardan sağlayamazlarsa MB onlara sadece rezervindeki kadar döviz verebilir. Bunun dışında yapacağı bir şey yok. Bu hoş bir durum olmaz. Gerçi, mevcut yönetmelikler çerçevesinde bankaların karşılığında döviz varlığı olmayan döviz borcu edinmelerinde bir üst sınır var; böyle bir durumun oluşması ihtimali çok az. Olsun, konumuz başka. Şunu düşünün: Neden bankalar borçlanmalarının önemli bir kısmını döviz cinsinden yaparlar? Bunun temel bir nedeni ekonominin sağlıklı olmamasıdır. Mesela enflasyon çok yüksektir. Bu nedenle insanlar lira yerine döviz mevduatı tutmayı tercih edebilirler. Bu tür ülkelerin hazineleri yerli para cinsinden borçlanmakta zorluk çekerler; döviz cinsinden borçlanabilirler. Bu ülkelerde malların ve hizmetlerin fiyatları döviz cinsinden ifade edilmeye başlanır. İnsanlar cepte bile döviz tutmaya başlarlar.

Bu ülkelerin merkez bankalarının bilançosunun bu bozulmadan payını almadığını düşünmek saflık olur. Borçlarının önemli bir kısmı kendi paraları cinsinden değil, döviz cinsindendir. 2001 krizinin hemen öncesinde, ocak sonunda, MB’nin toplam borcunun yüzde 84’ü döviz cinsindendi. Ekonomide istikrarın kademeli olarak sağlanmaya başlamasıyla bu oran giderek düştü ve Mart 2006’da yüzde 50 oldu. Biraz dalgalanmadan sonra yüzde 44’e kadar düştü. Şimdi ise yine yükseldi: Yüzde 67. Elbette bu yükselişin nedeni 2001 öncesindeki istikrarsızlık değil. Ama bir benzerlik de var. Sorun orada. Devam edeceğim.