Merkez'in yeni politikasının maliyeti (3)

Merkez Bankası'nın uyguladığı politika, ekonomik birimlerin döviz cinsinden borçlanmalarını özendiriyor.

Merkez Bankası’nın (MB), bankalara, topladıkları lira cinsinden mevduat karşılığında kendisinde tutmak zorunda oldukları paranın belli bir oranını döviz cinsinden tutabilmelerine izin vermesinden sonra bazı gelişmeler oldu.

Bankalara lira cinsinden kullanabilecekleri daha fazla fon kalmasını sağlayan ve aynı zamanda MB’nin (brüt) döviz rezervlerini arttıran bu politikanın yol açtığı diğer gelişmeler olumsuz yönde. Bu politikayla MB’nin döviz rezervleri artarken aynı miktarda döviz borçları da arttı. MB’nin net döviz varlıklarında bir değişiklik olmadı. Ancak ele aldığım politikanın asıl olumsuzlukları arasında görmüyorum bunu; diğerlerinin yanında önemsiz kalıyor. Kaldı ki MB’nin net dış varlıkları değişmiyor da olsa, ortalığın karıştığı bir dönemde kısa bir süreliğine kullanabilir döviz rezervlerindeki artışı; olumsuz da denemez dolayısıyla. Politikanın temel olumsuzluğu, bankaları döviz cinsinden borçlanmaya özendirmesi.

Zira bankalar kredi açmak için TL cinsinden daha fazla mevduat toplayacak olursa bu mevduatı döviz mevduatlarına göre belirgin biçimde yüksek olan TL mevduatlarının faizinden topluyor. İster döviz olsun ister lira cinsi, topladıkları mevduatın bir kısmına MB bir tür vergi olan ‘zorunlu karşılık’ olarak el koyuyor. Bu durumda, açık ki, eskiden topladığı lira cinsinden mevduatın MB’de zorunlu karşılık olarak tuttuğu miktarını, daha ucuza topladığı döviz fonlarıyla tutmak, karşılığında da MB’den eskiden onda tuttuğu ve maliyeti yüksek olan lira fonları geri istemek avantajlı oluyor. Lira cinsinden mevduatın MB’de tutulması gereken miktarının %60’ı döviz cinsinden tutulabiliyor artık.

Bu politika başlamadan önce bu oran %0’dı. Dolayısıyla bankalara önemli bir manevra alanı sağlıyor. Lira cinsinden MB’de tutulacak fonların, döviz cinsinden tutulacaklara kıyasla maliyeti yüksek olduğu sürece, bankaların döviz cinsinden borçlanmalarını arttırmaları avantajlı oluyor.

Bunun iki alt sonucu var:

1: Bankaları yurtdışından döviz cinsinden borçlanmaya itmiş oluyorsunuz.

2: Yurtiçinde döviz mevduatlarına verilen faizleri yükseltmelerini ve daha fazla döviz mevduatı toplamalarını özendiriyorsunuz.

Dikkat: Son aylarda döviz cinsi mevduat faizlerinde belirgin artış var. Vaktiyle yüksek enflasyonla yaşamış ülkelerin kolay kolay kurtulamadıkları bir bela var: Ekonomik birimlerin döviz cinsinden varlık tutmaları ya da borçlanmaları.

Kısaca ‘dolarizasyon’ deniliyor buna. Para politikasını zorlaştıran ve etkinliğini azaltan bir olgu. Mesela ihracatı özendirmek için, dışarısı ve içerisi sakinken TL’ye değer kaybettirmek istiyorsunuz. Oysa ekonomik birimlerin önemli miktarda döviz cinsinden borçları varsa, böyle bir politika ihracatı özendirse de, borçlunun durumunu kötüleştiriyor.

Dolayısıyla, bu politikayı uygulamak zorlaşıyor, belki de olanaksız hale geliyor. Benzer çok sayıda ‘bela’ yaratabiliyor dolarizasyon. MB’nin politikasının ikinci bir ayağı var: ‘ROK’ politikası (rezerv opsiyon katsayısı) olarak biliniyor.

Bu iki ayak genellikle birlikte yorumlanıyor, hatta ikisine birden ROK deniliyor; doğru değil. İkincisi, ilkinin bankalar açısından ne kadar özendirici olacağını belirliyor. Bir ara bunu da ele alacağım. Bitirmeden, uygulanan politikanın ‘bir kezlik’ yarattığı olumlu etkiden de söz edeyim: Bankaların yurtdışında tuttukları dövizi yurda getirmesini özendirdi.