Mevcut gelişmeler sürerse enflasyon...

2012 başından beri geçerli olan olumlu havanın sürmesi halinde enflasyonun olumlu yönde etkileneceği açık.

2012 sonunda yıllık enflasyon yüzde 10.4 olarak gerçekleşmişti. Ocak ayında küçük bir artışla yüzde 10.6 oldu. Benzer sınırlı artışlar H ve I temel enflasyon göstergelerinde de gözlendi. Yıllık enflasyon, H göstergesine göre 0.2 puan artışla yüzde 8.8’e, I göstergesine göre ise 0.3 puanlık artışla yüzde 8.4’e yükseldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yıllık enflasyonda özellikle yılın son çeyreğinde belirgin bir azalma olmasını bekliyor. Yıl sonu için tahmin aralığının orta noktası yüzde 6.5. Peki, yüzde 5 hedefinin üzerindeki bu tahmin gerçekleşir mi? 

Tahmin gerçekleşebilir
Gerçekleşme olasılığı var. Birincisi, diğer tahminlere göre yüksek kalsa bile, yüzde 4 olan resmi büyüme tahmini, iç talepten enflasyona (2011’e kıyasla) daha az baskı olacağı anlamına geliyor. Açık ki daha düşük büyüme oranlarında bu baskı daha da azalacak. Sürpriz vergi artışları ve zamlar olmadıkça, bu durumda, enflasyon dinamiğini döviz kurundaki ve yabancı para cinsinden ithal fiyatlarındaki gelişmeler belirleyecek. 2012’nin başından bu yana döviz kurunun enflasyona olumlu katkı yapacağı bir hava esiyor. Şöyle:
Birincisi, liderlerin AB’de mali disiplini sağlamaya ve kalıcı kılmaya yönelik bazı kararlar alarak ‘zevahiri kurtarmaları’ üzerine Avrupa Merkez Bankası (ECB) parasal genişlemeye gitti. Düşük faizli ve üç yıl vadeli borç vermeye başladı bankalara. Aktarılan likiditenin tutarı 489 milyar euro oldu. Bankalara benzer bir borçlanma olanağı bir de 29 Şubat’ta tanınacak. Ek olarak, zorunlu karşılık oranları yarı yarıya düşürüldü ve bankaların ECB’den borçlanmasını kolaylaştırmak üzere bankalardan istenilen teminat kalitesi değiştirildi.
Bu kararlardan önce Avrupa’daki bankalar temelde üç güçlükle karşı karşıya idiler: Birincisi, kendi çıkardıkları tahvillerin geri ödemesini yapmalarını sağlayacak miktarda yeniden tahvil ihraç etmekte ve dolayısıyla fon bulmakta Mayıs 2011’den beri zorlanıyorlardı. İkincisi, sorunlu Avrupalı ülkelerin devlet tahvillerinin değerlerinin düşmesi, bu tahvilleri tutan bankaların bilançosunu olumsuz yönde etkiliyordu. Üçüncüsü, Avrupa Bankacılık Otoritesi bankaların yaklaşık 120 milyar euro sermaye açığı olduğunu saptadı ve bankaların (sermaye yeterlik oranlarını sağlamak üzere) bu açıklarını Haziran 2012 sonuna kadar kapatmalarını istedi. Otorite’nin taze sermaye bulmak yerine bankalara isterlerse bilançolarını küçülterek de sermaye yeterlik oranını sağlayabilmelerine izin vermesi, bankaların açtıkları kredileri keskin bir biçimde azaltacakları beklentisini doğurmuştu. ECB’nin kararları, bankaları 2011’in son dört ayına kıyasla bir miktar rahatlattı. 

Risk iştahı arttı
Sonra ABD Merkez Bankası’nın (FED) açıklamaları geldi. FED faiz kararlarını daha anlaşılır kılmak ve bu çerçevede politika faizinin ileride alacağı değerler hakkındaki belirsizliği en alt düzeye indirmek politikası çerçevesinde, yüzde 0-0.25 arasında olan politika faizini 2014’e kadar değiştirmeyeceğini açıkladı. Ek olarak FED’in yeni bir parasal genişlemeye gidebileceği konuşulmaya başlandı. 2012 içinde FED’den bir faiz arttırımı ve önceki parasal genişlemeyi geri çekmesi zaten beklenmiyordu. Açıklamalar sonrasında finansal piyasalar 2013 açısından da rahatladı.
Bu gelişmelerin 2011’in son dört ayında keskin biçimde azalan uluslararası risk alma iştahını tekrar arttırdığı açık. Bunun temel göstergelerinden biri, Fransa ve İtalya’nın devlet tahvillerinin piyasa faizlerinin düşmesi. Bir diğer gösterge, yükselen piyasa ekonomilerinin para birimlerinin değerlenmesi. Yarısı euro, yarısı dolardan oluşan döviz sepetinin lira karşısındaki değeri bir ara 2.20’yi biraz aşmıştı. Son gelişmelerle kur 2.03’e yaklaştı.
2012 başından beri geçerli olan bu göreli olumlu havanın bundan sonra da sürmesi halinde Türkiye’deki enflasyonun (ve büyümenin) olumlu yönde etkileneceği açık. Sürer mi? Açık ki her şey Avrupa’ya bağlı; kesin konuşmak çok zor, hatta imkânsız.