Nasıl bir ortam var şu anda?

Türkiye'ye son aylarda artan miktarda akan dış kaynak akmayı sürdürecek, hatta kaynak miktarı daha da artabilecek

Ekonomideki mevcut yavaşlama karşısında neler yapılabileceğini yazacağımı söylemiştim. Bunu salıya erteleyeceğim. Çünkü neler yapılabileceğini etkileyecek iki gelişme daha yaşandı. ABD Merkez Bankası’nın (FED) iki gün süren toplantısı perşembe akşamı sona erdi. Ardından FED Başkanı Ben Bernanke bir basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamalar dünya ekonomisinin yakın zamanda nasıl şekilleneceği açısından oldukça önemli. İkinci gelişme ise gelecekte olabilecekler açısından ilki yanında çok daha önemsiz olmakla birlikte, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu anlamamız açısından yararlı bilgi sunuyor: Ağustos ayında otomotiv sektöründeki gelişmeleri öğrendik.

İç talebi arttıracak
FED iki önemli karar açıkladı. Birincisi, uzunca bir süredir yüzde 0 ile yüzde 0,25 arasında tuttuğu politika faizinin 2015 ortalarına kadar bu düzeyde kalacağını belirtti. Daha önce 2014 sonunu telaffuz ediyordu. İkincisi, bundan sonra her ay 40 milyar dolar tutarında ipotekli konut kredisine dayalı menkul kıymet alacağını açıkladı. Bu alımların ‘ucu açık’; işsizlik düzeyindeki gerileme hızından tatmin olana kadar sürdürülecek. Daha önce açıklanan kısa vadeli tahvilleri satıp uzun vadeli tahvilleri alma politikasıyla birleştiğinde, yıl sonuna kadar her ay 85 milyar dolar tutarında uzun vadeli tahvil alınmış olacağını hesaplıyor FED.

Amaç, uzun vadeli faiz oranlarını düşürmek, konut fiyatları başta olmak üzere mali varlık fiyatlarını yükseltmek ve ekonomiye duyulan güveni arttırmak. Artan konut fiyatları ve yükselen borsa ile tüketicilerin mevcut servetlerinin artacağı düşünülüyor. Servet artışı bir yandan, FED’in elinden geleni yapacağını sürdüreceğini açıklaması ve faizleri 2015 ortasına kadar çok düşük düzeyde tutacağını belirtmesiyle de artacak güven diğer yandan, iç talebin yükseleceği umuluyor. Ayrıca artan konut fiyatları ile de konut almanın cazibesinin yükseleceği ve konut sektörünün canlanmaya başlayacağı düşünülüyor.

Kısacası FED, ABD’de iç talebi arttırmak için elinden geleni yapıyor. Bernanke, sadece para politikası yoluyla mevcut sorunların çözülemeyeceğine de dikkat çekti. Maliye politikasının da kendilerine yardımcı olması gerektiğini ima etti. Bu çerçevede, perşembe günü dile getirdiğim önemli riske dikkatinizi bir kez daha çekerim. 2013 içinde ABD Hazinesi’nin borçlanma üst sınırı tekrar gündeme gelecek. Bu sınır yükseltilemez ise ABD bütçe açığını yanlış zamanda azaltmak zorunda kalacak. Bernanke’nin dile getirdiği ikinci risk ise Avrupa’daki durum.

Otomotiv sektöründen son gelen haberler hiç iyi değil. Çarpıcı gelişmeler var. Yılın ilk yedi ayında üretim, ihracat ve ithalat bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla önemli ölçüde düşmüştü. Ağustos ayında ise ihracat ve üretimdeki düşüş çok daha keskin oldu. Buna karşın ithalat bir yıl öncesine kıyasla arttı. Bu söylediklerim hem otomobil hem de toplam sektör ürünleri için geçerli. İthalatın artması yurtiçi talebin kıpırdamaya başladığının göstergesi. Ancak ihracattaki düşüşün hızlanması otomotiv sektörünü derinden etkiliyor. Ekonomi açısından bakıldığında ise önümüzdeki dönemde Avrupa toparlanmadıkça Türkiye’nin ihracat performansının iyi olmayacağını, bunun da büyüme oranımızı olumsuz yönde etkileyeceğini ima ediyor.

Dolayısıyla salı günü, “Nasıl bir ekonomi politikası tepkisi verilebilir?” sorusuna yanıt ararken bu hafta yaşananlar çerçevesinde şu noktaları dikkate almak gerekiyor: Bir: Ekonomimiz ilk yarıda olduğu gibi üçüncü çeyrekte de potansiyelinin belirgin biçimde altında büyüyor. İki: İhracatın büyümemize ilk yarıda yaptığı katkının giderek azalması ihtimali var. Üç: Şu anda maliye politikası yoluyla iç talebi arttırmak mümkün değil. Dört: Avrupa Merkez Bankası’nın, FED’in ve Almanya Anayasa Mahkemesi’nin son kararları çerçevesinde, ABD Hazinesi’nin borçlanma sınırı tartışmaları gündeme oturana kadar, uluslararası risk alma iştahı son aylardaki düzeyinden yüksek olacak. Yani Türkiye’ye son aylarda artan miktarda akan dış kaynak akmayı sürdürecek, hatta kaynak miktarı daha da artabilecek. Elbette sürpriz bir gelişme olmazsa.