Nasiplenmeye gönülsüzlük

ECB'nin aldığı tahvillerin ve benzer operasyonlarda kabul ettiği teminatların değerleri keskin biçimde düşecek ve ECB'nin sermayesi eriyecek.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (MB) 2001 krizinden birkaç ay sonra yaptığı yüklü miktarda devlet tahvili satın alma operasyonu yapabilmesinin çok önemli bir nedeni vardı. O zamanki hükümet, mali ve parasal disiplin öngören ve bankacılık sektöründe çok önemli ve olumlu yönde bir değişim tasarlayan ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nı uygulamaya başlamıştı. Bu program IMF tarafından uygun koşullarda ve önemli tutarda kredi ile destekleniyordu. 

ECB garanti istiyor
Oysa Avrupa Merkez Bankası (ECB), sorunlu ülkelere uyguladıkları programın sonuçlarını alana kadar, o çok gereksindikleri zamanı kazandıracak ve dolayısıyla finansal piyasaları önemli ölçüde rahatlatacak yüklü tahvil alımı programına başlayamıyor. Temel bir nedenle: ECB, İspanya’nın ya da İtalya’nın merkez bankası değil. Tüm Euro Bölgesi’nin merkez bankası. Bölge ülkeleri, özellikle de Almanya ve Finlandiya gibi ülkeler, İtalya ve İspanya’nın uygulamaya başladıkları programı sürdüreceklerine dair garantiler istiyorlar. Almanya’nın Euro Bölgesi’ndeki ağırlığı dikkate alınınca ECB onları dinlemek zorunda.
Bu nedenle ECB de programların uygulanacağına dair garanti istiyor. Düşündüğü ‘garanti’ şu: İspanya ile İtalya’nın Avrupa’nın kurtarma fonlarına başvurmalarını şart koşuyor. ‘Fonlar’ diyorum, çünkü mevcut fon, geçici bir fon (kısaltması EFSF olan). EFSF’nin yerine geçecek ve daha fazla parasal olanaklara sahip olacak fon (kısaltması ESM olan) ise henüz devreye girmedi. Bu fonlar, kendilerine başvuran ülkelere bazı ekonomik koşullar dayatmaya yetkililer. Koşulların, başvuran ülkelerce kabul edilmesi halinde, o sırada hangi fon mevcutsa o fon başvuran ülkelerin hazine tahvillerinden doğrudan satın alabiliyor. Arkasından da ECB, ikincil piyasalardan benzer bir tahvil alımı yapmayı planlıyor.
Ancak burada birkaç tane önemli sorun var. En önemli sorun, kalıcı olacak fonun (ESM) henüz yürürlüğe girmemesi. Fonun kurulmasına dair çıkan parlamento kararının iptali için bazı siyasiler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve ‘sokaktaki vatandaşlar’ Almanya Yüksek Mahkemesi’ne başvurdular. İptali isteyen dilekçelerinde çok önemli gerekçeler ileri sürüyorlar. Mahkeme, kararını 12 Eylül’de verecek. Karar iptal yönünde çıkarsa ESM devreye giremeyecek. Hem sorunlu ülkeler için hem de Euro Bölgesi’nin geleceği açısından büyük bir darbe olur böyle bir gelişme.
Mahkemenin kararı iptal isteğini kabul etmeme yönünde olur ve ESM faaliyete geçerse bile sorun bitmiyor. Tahvil alımına, ECB’nin kendi başına karar veremeyeceği, verirse bunun AB yasalarına aykırı olacağı, bu nedenle bu tür kararların parlamentolarca alınması gerektiği yönünde daha yenilerde Almanya Merkez Bankası (Bundesbank) Başkanı açıklama yaptı. Yine iyimser tarafından bakayım: Bundesbank engeli geçilmiş olsun. Bu sefer de ECB’nin İspanya ve İtalya’yı rahatlatacak kadar tahvil alması pek olası görünmüyor. Zira bu ülkelerin uyguladıkları programları sürdürememeleri halinde, ECB’nin aldığı tahvillerin ve benzer operasyonlarda kabul ettiği teminatların değerleri keskin biçimde düşecek ve ECB’nin sermayesi eriyecek. Bu da ECB’nin sermayedarlarının payları oranında zarar etmeleri anlamına geliyor. ‘Kabak’, yine, en büyük sermayedar olan Almanya’nın başına patlayacak. Patlamadan ‘nasiplenmek’ istemeyen tek ülke Almanya değil elbette. Mesela Finlandiya da var. Bu durumda ‘ara çözüm’ olarak tahvil alımının sınırlanması gündeme geliyor.