Ne duracak ne de sağanak yağış olacak

Türkiye açısından ECB'nin son kararı olumlu olacak. Birincisi, uluslararası risk alma iştahı artacak.

Dün bir nedenle Almanya’da yaşayan bir çiftle sohbet ediyordum. İşletme ve iktisat eğitimi almış olan erkek Alman, mühendis olan kadın da Türk’tü. Bodrum’dan bir ev almak istiyorlardı. Söz nasıl döndü dolaştı Türkiye’deki enflasyona geldi tam hatırlamıyorum, muhtemelen konut fiyatlarından konuşulurken enflasyona gelindi, çiftlerden Alman olanı duyduğu enflasyon oranları karşısında çok şaşırdı. ‘Bu kadar yüksek olduğunu’ tahmin etmiyormuş. Oysa yakın geçmişte yüzde 70-80 gibi enflasyon oranlarıyla fazla haşır neşir olmuş sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı açısından yüzde 8 civarında bir enflasyon ‘bu işi çözdük’ türündendi.
Çoğunlukla böyle değil mi? Adı üstünde ‘olgu’ da olsa, bir olguyu değerlendirmeye kalkıldığında nereden baktığınıza bağlı olarak farklı yorumlar yapılabiliyor. Nereden baktığınız ise nasıl bir ortamda yetiştiğinizle yakından alakalı. Bir yıl gibi kısa bir zaman aralığında fiyat artışının milyonlarca kat olduğu bir ülkede yaşamış ebeveynlere sahipseniz, onların o ortamda yaşadıkları eziyet öykülerini dinleyerek büyüyorsunuz ya da o öyküleri dinleyen anneler ve babalar kendi çocuklarına da aktarıyorlar. Bu durumda enflasyona ve enflasyonu yaratan nedenlere karşı derin bir alerji besleniyor o toplumda. 

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) uzun zamandır beklenen kararı, bu alerji nedeniyle yine beklendiği gibi Almanya Merkez Bankası Başkanı’nın karşıoyu ile çıktı. Ama çıktı. İspanya ve İtalya gibi sorunlu ülkeler ya da başkaları Avrupa’nın o andaki mevcut istikrar fonuna (EFSF’ye ya da faaliyete geçmesi 12 Eylül’deki Almanya Anayasa Mahkemesi kararına bağlı olan ESM’ye) başvurup fonların makroekonomik istikrara ilişkin koydukları koşullara uymayı kabul etmeleri halinde, ECB bu ülkelerin üç yıla kadar vadeli devlet tahvillerini satın alacak. Tahvil alımına miktar sınırı yok. Ülkeler koşullara uydukları sürece, ECB borçlanma faizlerini yüksek buldukça tahvil satın alabilecek. Böylece bu ülkelerin borçlanma faizlerinin hiç olmazsa azımsanmayacak bir süreliğine belirgin biçimde aşağıya düşmesi bekleniyor. Çok muhtemelen sözünü ettiğim alerji nedeniyle tahvil satın alımı sonucunda piyasaya çıkacak parayı ECB tümüyle geri çekeceğini (sterilize edeceğini) de açıkladı. Dolayısıyla, İspanya ve İtalya gibi sorunlu ülkeler bir süreliğine borçlanma maliyetleri açısından rahat nefes alacaklarken enflasyonist bir baskı da oluşmayacak. 

ECB’nin açıklamasıyla sorunlar bitmiş değil. Birincisi, 12 Eylül’de Almanya Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz bir karar çıkmaması gerekiyor. Çıkarsa AB yetkilileri nasıl bir istikrar fonu yapısı oluşturacaklarına karar verene ve piyasaları ikna edene kadar yine ortalık karışabilir. İkincisi, sorunlu ülkelerin kendilerine dayatılacak koşulları kabul etmeleri gerekiyor. Daha önce bu köşede İtalya Başbakanı’nın danışmanlarından birinin fona başvurma meselesine neden İtalya’nın sıcak bakmaması gerektiğine dair görüşlerine kısaca yer vermiştim. Elbette o görüşler sadece kendini bağlar ama şimdilik İspanya’nın koşulları kabul etmek açısından daha bir ‘gönüllü’ olacağını düşünmekte yarar var. Üçüncüsü, bir de ortak düzenleme ve denetleme yapacak bir bankacılık kurumunun kurulmasına odaklanılacak. Bu konuda sarf edilmiş ‘ne güzel olur’ benzeri sözlerin dışında somut adımlar da gerekecek. 

Almanya Anayasa Mahkemesi’nin ve fona başvurması beklenen ülkelerin işleri bozmayacaklarını varsayayım. Bu varsayım altında, Türkiye açısından ECB’nin son kararı olumlu olacak. Birincisi, uluslararası risk alma iştahı artacak. Bizim gibi ülkelerin gereksindikleri dış kaynağa ulaşma olanaklarının Avrupa nedeniyle sert biçimde ortadan kalkması ihtimali azımsanmayacak bir süre için ortadan kalkmış olacak. İkincisi, piyasaya çıkacak para geri çekileceği için bizim gibi ülkelere yağmurdan boşanmışçasına para akmayacak. Risk iştahı arttığı için lirada bir miktar değerlenme baskısı oluşabilecek ama deli gibi para yağmadığı için de bu baskı çok aşırı olmayacak.