Obama, Fitch ve liranın değeri

Notumuzun 'yatırım yapılabilir' düzeye gelmesi ile döviz kuru düşüş, cari işlemler açığı ise artış baskısı altında kalacak.

Yanıtının kolay olmadığını belirttiğim bir soru ile kapatmıştım son yazımı. Bundan sonra döviz kurunun nasıl bir yol izleyebileceğiydi o soru. Yazının ‘mürekkebi kurumadan’ iki gelişme oldu. Birincisi, yazıyı gazeteye yolladıktan birkaç saat sonra Fitch’ten not arttırımı haberi geldi; sorunun yanıtı bir miktar kolaylaştı. İkincisi, ABD’deki seçimin sonucu belli oldu; yanıtı zorlaştıran unsurlardan birinin değişmeden sürdüğü ortaya çıktı.
Evet, ABD’de bir değişiklik yok. Başkanlık seçimini Obama kazandı. Senatoda çoğunluk Demokratlarda, temsilciler meclisinde ise Cumhuriyetçilerde kaldı. Farklı bir ifadeyle, önemli kararların alınmasını son derece güçleştiren siyasi kutuplaşma sürüyor. Bu durumda, ‘mali uçurum’ olarak bilinen ve yanlış zamanda (ekonomi toparlanamamışken) yanlış bir maliye politikasının uygulanması (bütçe kısıntılarına gidilmesi) zorunda kalınması riski sürüyor. Zira yılbaşında bazı otomatik vergi artışlarının ve harcama kısıntılarının devreye girmesi söz konusu. Demokratlarla temsilciler anlaşamazsa elbette. Bu arada, Reuters, hem temsilciler meclisinde hem de kongrede ılımlı kişilerin sayısının azaldığına dikkat çekiyor; uzlaşma zorlaşıyor bir anlamda.

Merkez Bankası ne yapacak?
Yine de bu sorunun bir ‘orta yol’ çözümüyle halledileceğini ve riskin ortadan kalkacağını varsayarak işe başlayayım. Avrupa’da ise işler bugünkünden daha kötüye gitmesin. Dolayısıyla, uluslararası risk alma iştahı –maşallah- yerinde olsun. Bu koşullar altında, ABD’de ve Avrupa’da basılmakta olan bol para, oralarda hüküm süren düşük faizler nedeniyle son aylarda olduğu gibi bizim gibi ülkelere gelmeyi sürdürecek.
Fitch’in, Türkiye’nin notunu ‘yatırım yapılabilir’ düzeye çekmesi, döviz akımının daha da güçlenmesine yol açacak. Merkez Bankası’nda yapılmış güzel bir çalışma var. Banka araştırmacılarından İbrahim Burak Kanlı ve Yasemin Barlas, 1990’dan bu yana kredi notu ‘yatırım yapılabilir’ seviyeye çıkarılan ülkelerde ne tür ekonomik değişiklikler olduğunu incelemişler. Merkez Bankası’nın internet sayfasından ulaşılabilecek bu çalışmaya (Ekonomi Notları 12/25, 21 Eylül 2012) göre, bu ülkelere yönelik sermaye girişlerinde belirgin bir artış gözleniyor. Bu artış, daha çok portföy yatırımları ve kredi kanalları yoluyla gerçekleşiyor. Döviz kuru düşüyor. Dışarıdan sağlanan kaynakların maliyeti düşüyor, borçlanma vadelerinde ise belirgin bir değişiklik olmuyor. Yurtiçi kredi artışı hızlanıyor ve kredi faizleri düşüyor. Cari işlemler dengesi bozuluyor. Dış borç artıyor.
Elbette tüm bu sonuçların birebir Türkiye’de de görülmesi gerekmiyor. Ama yukarıda varsaydığım dış koşullar çerçevesinde ve Suriye-Türkiye ilişkilerinde yeniden bir ısınma olmadığı sürece, notumuzun ‘yatırım yapılabilir’ düzeye gelmesi, hele bir başka kredi kuruluşunun da benzer bir not vermesi halinde, Türkiye’ye yönelik dış kaynak girişini arttıracak. Döviz kuru düşüş, cari işlemler açığı ise artış baskısı altında kalacak. Bunlar neredeyse kesine yakın ‘ihtimaller’.
Bu durumda özellikle Merkez Bankası’nın ne yapacağı önemli. Bu açıdan, Türkiye’ye yönelik sermaye hareketlerinin son derece arttığı yakın geçmişteki (2010 sonları ile Ağustos 2011 arasındaki) faiz koridoru uygulamalarına bakmak yararlı. Ek olarak, o dönemde henüz uygulamaya sokulmamış olan rezerv opsiyon mekanizmasının bu koşullarda aktif olarak kullanılacağına dikkat etmek gerekiyor. Cumartesi günü ele alacağım.