Onca gürültüden temiz sinyal elde etmek

Veri bolluğu, bol 'gürültü' de yaratıyor. 'Gürültüden temiz bir sinyal elde etmek' ise zor zanaat.

Bir aralar müthiş bir ‘veri fakiri’ idi Türkiye. Özellikle büyümeye ilişkin veriler için geçerliydi bu fakirlik. Milli gelir sadece yıllık olarak yayımlanıyordu. Aylık veri olarak sadece elektrik üretimi, çimento üretimi gibi veriler vardı. “Bakın, hükümetimizin ilk yılında şu kadar ton daha fazla çimento ürettik” gibi açıklamalar yapılırdı. İleriye yönelik anket verileri ise hiç yoktu.

1981 yılında başladım doktora tezime. Tezimin önemli bir kısmı Türkiye ekonomisinin faaliyet hacmindeki değişimleri önceden haber verebilecek ‘öncü göstergeler’ bulmaya odaklanmıştı. ‘Görev’ bu olunca, yıllık verileri kullanmanın hiçbir anlamı kalmıyordu. Bu nedenle, elektrik, çimento, demir-çelik, tütün ve alkollü içecekler, otomotiv gibi sektörlerin aylık üretim rakamlarını kullanarak aylık bir ‘sanayi üretim endeksi’ oluşturmuştum. Daha sonra Merkez Bankası’nın Araştırma Bölümü’ne girdiğimde, iki arkadaşımla (Lerzan İskenderoğlu ve Melike Altınkemer) birlikte o endeksi biraz daha zenginleştirip kullanıma sunmuştuk (Sanayi Üretim Endeksi, Merkez Bankası Üç Aylık Bülten, III, 1988).

O tarihte Araştırma Bölümü’nün başında Hasan Ersel vardı. İleriye yönelik tahminlerde bulunabilmek için, üçer aylık verileri kullanan bir makroekonometrik model yapılmasını istemişti. Bilenler bilir, Hasan Hoca isteyince ‘kem küm’ olmaz; istenilen ne kadar zor da olsa, son tahlilde makul bir şeydir ve yapmak gerekir. Yıllık milli gelir verilerini üçer aylık dönemler halinde elde etmek için hummalı bir faaliyete girişmiştik. Mesela sanayi katma değerini, az önce anlattığım aylık üretim endeksini kullanarak bazı teknik yöntemlerle üç aylık hale getirdik. Ulaştırma sektörü katma değeri için her ay Boğaziçi Köprüsü’nden geçen araç sayısını gösterge olarak kullandık falan. Sonuçta hem üretim tarafından hem de harcama tarafından kullanılabilir bir üç aylık milli gelir serisi oldu elimizde. Üstelik tüketim, yatırım, sanayi katma değeri gibi alt ayrıntılar da vardı. Ne yazık ki, kendi adıma söylüyorum; büyük bir gafletle, akademik bir makale haline getirmedik Türkiye için bir ‘ilk’ olan o çalışmayı. Sadece model ve model sonuçları yayımlandı.

Az değil, her iki çalışma dikkate alındığında, yaklaşık 2-3 yıllık bir emekten söz ediyorum. ‘64K’lık ‘bilgisayarlardan’, grafiklerin önce elle çizildiği, Merkez Bankası Araştırma Bölümü’nün olanaklarına kavuşunca da, mekanik elleriyle 6 ayrı renkli kalem (6’ydı herhalde) tutan bir aletin bilgisayara bağlandığı ve üzerindeki beyaz kâğıda geçmek bilmeyen bir süre sonunda ekrandaki grafiği aktardığı bir dönemden.

Veri bolluğu

Geldiğimiz noktaya bakın. Veri bolluğundan geçilmiyor. Günlük, haftalık, aylık, üç aylık... Ne isterseniz var. Bu bolluk 1980’lerin ortalarında olsaydı, sözünü ettiğim 2-3 yılı başka bir alanda uzmanlaşarak geçirmem mümkündü oysa.

Neyse, o çalışmalar da –umarım- bir şeyler katmıştır. Peki, şu anda bu veri bolluğunda ‘yüzenler’ bu muazzam gelişmenin farkındalar mı?

‘Paran mı var derdin var’. Veri bolluğu, bol ‘gürültü’ de yaratıyor. ‘Gürültüden temiz bir sinyal elde etmek’ ise zor zanaat. Eski elektrikli radyolarda olduğu gibi, radyonun üzerine güm güm vurmakla çözümlenmiyor bu sorun. Kaldı ki böyle bir çaba da pek görünmüyor ortada. İnsan, son açıklanan veriler karşısında yapılan bazı yorumları okuyunca, ‘la havle vela kuvvete’ diyesi oluyor. Sanayi üretimi, kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksine dayanan örnekler cumartesiye.