Onca gürültüden temiz sinyal elde etmek (2)

Veri azlığı kötü bir şey ama her zaman tersi doğru değil. Çok fazla veri kafa karıştırabiliyor.

Veri azlığı kötü bir şey; karanlıkta karar almak zorunda bırakabiliyor ekonomik birimleri. Ama her zaman tersi doğru değil. Çok fazla veri kafa karıştırabiliyor. Son yazım üzerine bazı mektuplar aldım. Hasan Ersel Hocam, Nobel ödülü sahibi Arrow’un kendisine söylediği bir sözü aktarıyor: “Fazla bilgi yararlı değil, kafa karıştırdığı için zararlıdır.” Eren Ocakverdi ve Cevdet Akçay mektuplarında ‘gürültüden temiz bir sinyal elde etmek’ çabasının ne denli zorlu olduğuna dikkat çekiyorlar. Yayımladıkları raporları yakından izliyorum. Bu raporların bir özelliği de yorumlanması güç bazı verileri daha rahat yorumlanabilir hale getirme uğraşları. Gürültüden doğru sinyali yakalamaya çalışıyorlar.

Yüksek oynaklık

Kafa karışıklığına özellikle aylık ve daha yüksek frekanstaki veriler yol açıyor. Çoğu zaman bu verilerin hem orijinal hem de mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış (filtrelenmiş) halleri yayımlanıyor. Filtreden geçirme teknik bir iş. İki önemli nokta gözden kaçabiliyor. Birincisi, karmaşık teknikler kullanılsa da sonuçta elde edilen seride orijinal seriye ait bazı yararlı bilgiler kaybolabiliyor. İkincisi, her seri mevsim ve takvim etkisinden arındırılmaz. Hangi serinin bu tür filtrelerden geçirilmesi gerektiği teknik yöntemlerle bulunur. Kafa karışıklığına yol açan bir başka neden ise aylık verilerin yüksek oynaklık göstermesi. Özellikle artış oranlarında oynamalar sık oluyor; üstelik yön de değişebiliyor. Bir bakıyorsunuz artan üretim izleyen ayda azalıp bir sonraki ay tekrar artabiliyor.

Bu tür verileri daha az hatalı yorumlamak için ilk kural basit: Aylık artışlar ve azalışlar karşısında fazla ‘heyecana’ kapılmamak gerekiyor. İkincisi, iktisat kuramından ve Türkiye ekonomisinin o sıradaki mevcut koşullarından yardım almalı. Böylelikle ana eğilimi saptamak daha kolay olabilir. Üçüncüsü, mevsim hareketlerinden arındırılmış veriler kullanılacaksa mutlaka orijinal veriye de bakmalı. O seride mevsimlik hareket olup olmadığı istatistiki yöntemlerle sınanmalı.

Reel kesim güven endeksini ele alayım. Şirketler kesiminin mevcut durumu ve yakın geleceği nasıl gördüğünü anlamamıza yardımcı oluyor. Orijinal endekse ilişkin gözlemler: 1) Nisandan bu yana sürekli düşüyor. 2) Kritik 100 eşiğine çok yaklaştı kasım ayında. 3) Endeks, bir yıl öncesine kıyasla Ekim 2011’den bu yana sürekli (son ekim hariç) düşüş gösteriyor. Filtrelenmiş endekse ilişkin gözlemler: 1) Son dört aydır sürekli artıyor. 2) Giderek kritik 100 değerinden uzaklaşıyor. 3) Bir yıl öncesine göre ise genellikle düşüş gösteriyor.

Ne yapacağız? 1) Filtrelenmiş seriye hiç bakmayın. Bu serinin mevsimlik hareket taşıdığı çok şüpheli: 1988-2006 arasında yok. Endeksin yeniden tanımlandığı 2007’den itibaren var gibi ama bu kadar gözlem ile bu sonuca varmak doğru değil. 2) Orijinal seri, işlerin yolunda gitmediğini gösteriyor. 3) Daha güvenli hissetmem için kendimi, ikinci kuralı uygulayayım: Mevcut koşullarda dış dünyaya ilişkin önemli belirsizlikler olduğunu biliyoruz. Avrupa düşe kalka devam edecek. Orası kaynaklı daha fazla belirsizlik olmayacak gibi. Ancak ABD’deki belirsizliğin ortadan kalkıp kalmayacağı aralık ayından önce belli olacak. 4) Sonuç: Orijinal verideki gelişmeler daha az hatalı yorum yapmama izin veriyor:

Ekonomiye duyulan güvendeki aşınma durmadı. Özel yatırım harcamaları için güven endeksinin öncü gösterge niteliği dikkate alındığında, ilk yarıda bir yıl öncesine kıyasla azalan özel yatırımlarda 2012’nin ikinci yarısında da bir artış beklememeli. Bir de sanayi üretiminden örnek veren bir yazı daha yazacağım.