Para politikasında yeni arayışlar

TCMB'nin, uygulamaya koyduğu yeni para politikasıyla ulaşmak istediği amaçlara uygun araçlara sahip olmadığı belirtiliyor.

Hem finansal istikrara hem de fiyat istikrarına odaklanan bir para politikası nasıl uygulanabilir? Dünyanın çeşitli köşelerinde, parasal iktisat konusunda çalışanlar ve merkez bankacıları yoğun bir şekilde bu sorunun yanıtını arıyorlar. İktisat İşletme ve Finans dergisinin haziran sayısı bu sorunun yanıtının peşine düşen makalelere ayrıldı. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB’nin) yeni para politikası da değerlendiriliyor. Salı günü, dergide yer alan beş makalenin ikisini tanıtmıştım. Bugün kalan üç çalışmayı özetleyeceğim. 

Kurumsal düzenlemeler
Dergideki üçüncü çalışma tarafımdan kaleme alındı: ‘Para Politikasında Yeni Arayışlar’. Bir yandan merkez bankalarının amaçlarının artması, diğer yandan da uygulamada para politikasındaki değişikliklerin etkilerinin gecikmeli olarak ve zamana yayılarak ortaya çıkmaları, birden fazla para politikası aracı kullanılmasını da gündeme getiriyor. Makalede birden fazla politika aracı kullanılmasının doğurabileceği sorunlar tartışılıyor. Bu çerçevede üç sorun ön plana çıkıyor: Hangi araçlar? Nasıl bir enflasyon hedeflemesi modeli? Gerekli politika araçlarının kullanım yetkisi farklı kurumlarda ise nasıl bir kurumsal düzenleme? Ağırlıklı olarak bu üçüncü sorun üzerinde duruluyor. Önce, Türkiye’nin 2010’un sonunda uygulamaya başladığı yeni para politikasının karşılaştığı güçlükler ele alınıyor. Daha sonra, bu deneyim ışığında farklı kurumsal düzenlemelerin neler olabileceği tartışılıyor.
Yıldız Akkaya ve Refet Gürkaynak’ın ‘Cari Açık, Bütçe Dengesi, Finansal İstikrar ve Para Politikası: Heyecanlı Bir Dönemin İzi’ başlıklı çalışmaları dördüncü makale. Akkaya ve Gürkaynak’ın temel tezi, iktisadi sorunları çözmenin görev olarak verildiği kurumların bunlar için uygun araçları olan kurumlar olması gerektiği şeklinde. Makale, 2001 sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşananları iki alt döneme ayırarak inceliyor. 2002-2006 döneminde güçlü bir istikrar programının uygulandığına dikkat çekiliyor ve bunun sonucunda gelen ‘normalleşme’ dönemine vurgu yapılıyor. 2007-2012 döneminde ise karşılaşılan sorunların daha önceki dönemlerden farklı olduğunun ve bu sorunlara mevcut kurumsal yapının yanıt veremediğinin altı çizilerek bu dönemde oluşan genel bir iktisat politikası boşluğuna vurgu yapılıyor. TCMB’nin, 2010’un sonlarından itibaren uygulamaya koyduğu yeni para politikasıyla ulaşmak istediği amaçlara uygun araçlara sahip olmadığı belirtiliyor. Bu nedenle TCMB’nin yeni politikasının hem kendisi hem de Türkiye ekonomisi için önemli maliyetler doğurduğu görüşüne yer veriliyor. 

BDDK’nın rolü
Son makale Cevdet Akçay ve Eren Ocakverdi’nin: ‘Devam Eden Türkiye Para ve Makroihtiyati Politika Deneyimine Dair Bir Ara Değerlendirme’. Öncelikle, küresel finansal krizden sonra oluşan koşullarda para politikasının neden fiyat istikrarına odaklanmasının yeterli olmadığı tartışılıyor. Daha sonra da ağırlıklı olarak TCMB’nin 2010’un sonlarından itibaren uyguladığı yeni para politikası değerlendiriliyor. İlk bakışta, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 2011’in ortasında devreye girmesine kadar bu politikada göreli bir başarısızlıktan söz edilebileceği belirtiliyor. Geçici olan bu olumsuz sonucun alınmasında hem bankaların kredi piyasasındaki pazar paylarını arttırma çabalarının hem de küresel krizden önceki geleneksel para politikası anlayışının dışına çıkılmasına karşı çıkan çevrelerin yarattıkları ortamın rolüne dikkat çekiliyor. Söz konusu politikanın zamanla oturmasıyla, kredi arzındaki artışı frenlemek ve cari işlemler açığını azaltmak amaçlarına ulaşmakta oldukça başarılı olunduğunun altı çiziliyor. Kredi genişlemesinin kontrol edilmesi halinde daha sürdürülebilir bir cari açık rejimine ulaşılabileceğine dikkat çekiliyor.