Reform yapamamak (1)

Onuncu Kalkınma Planı Öncelikli Dönüşüm Programlarının 1. Paketi açıklandı. Reformun başlangıç tarihi var, bitiş tarihi var, kim sorumlu, kim destek olacak hepsi belli. Bu kadar somut, ya da büyüklerimizin diliyle bu kadar müşahhas olur yani. İyi de 'küçük' bir sorun yok mu? Neyi amaçlıyordu reform?
Reform yapamamak (1)

Bir süredir içimden yazı yazmak gelmiyordu. Geçen hafta açıklanan ‘Onuncu Kalkınma Planı Öncelikli Dönüşüm Programlarının 1. Paketi’ bir yazı dizisi yazmak isteği uyandırdı. Belki bir nedeni diplerde saklı; psikolojik yani. Şimdi hatırlayamadığım bilmem kaçıncı plan çalışmalarına vaktiyle Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken ben de katılmıştım. Suçluluk duygusu işte, hâlâ ‘kalkınamamış’ olmamızda benim de rolüm olsa gerek diye düşünmüş olabilirim zahir. Yok, yanlış anlaşılmasın lütfen. Büyüklerimiz Türkiye’nin ekonomik açıdan harikalar yarattığını söylediklerine göre kalkınmış olmamız lazım. Ama resmi dokümanın ismi ‘Kalkınma Planı’ olunca demek ki hala kalkınamamışız diye de düşünüyor insan. Ben sadece düşünmüyorum, bir de suçluluk duygusu kaplıyor her yanımı.

Neyse… Bir aylık aradan sonra en iyisi sadede geleyim. İşin ‘kalkınma planı’ kısmı ile değil de ‘dönüşüm programı’ kısmı ile ilgileneyim. Ya da yaygın biçimde kullanıldığı gibi yapısal reform programı diyeyim.

O zaman ‘damardan’ ilgili metne bakayım. Üst başlık şöyle: ‘1. Grup Eylem Planları’. Ne anlıyoruz bu başlıktan? Ekonomimizi dönüştürecek programda hangi somut adımların atılacağını öğrenmeyi bekliyoruz.

Güzel… Devam ediyorum. Bu birinci paketin dokuz alt başlığı var. İlkine bakıyorum. İsmi şu: ‘İthalata olan bağımlılığın azaltılması programı eylem planı’. Ne anlıyoruz bu başlıktan? İthalata olan bağımlığımızın azaltılması için hangi somut adımların atılacağını öğrenmeyi umuyoruz.

Güzel… Devam ediyorum. Bu başlık altında dört tane ‘bileşen’ olduğunu görüyorum. İlkinin ismi şu: ‘Birinci bileşen: Üretimde dönüşümün gerçekleştirilmesi’. Ne anlıyoruz bu başlıktan?Üretimin nasıl dönüştürüleceğini, yani ithal girdi kullanımın azaltılmasını sağlayacak reformların nasıl gerçekleştirileceğini öğreneceğiz diye düşünüyoruz.

Güzel… Devam ediyorum. Bu başlık altında dört tane ‘politika’ olduğunu görüyorum. Birincisinin başlığı şu: ‘İmalat sanayinin ihtiyaç duyduğu girdilerin üretimine dönük, yerli katma değeri artıracak ürün/tür üretiminin özendirilmesi’. Ne anlıyoruz bu başlıktan? Üretimde yerli girdi kullanımının artmasını sağlayacak somut bir teşvik sistemi görmeyi bekliyoruz. “Nasıl olacak da yerli girdi kullanımı artacak” sorusunun yanıtını öğreneceğiz diye düşünüyoruz.

Güzel… Devam ediyorum. Dört politika demetinden birincisine bakıyorum. Tam 21 tane politika var. Rastgele bir tanesini seçiyorum. Şöyle: “Politika no: 4. Eylem adı: Güneş enerjisinden elektrik enerjisi üreten tesislerde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik teçhizatın yurtiçi üretiminin payı artırılacaktır. Eylemden sorumlu kuruluş: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı.

Eylemle ilgili kuruluşlar: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, EPDK, KOSGEB, TEMSAN, TÜBİTAK. Başlangıç bitiş tarihi: Kasım 2014 – Aralık 2018. Açıklama: Mevcut durumda mekanik ve/veya elektro-mekanik teçhizatın yüzde 25’i yurt içinde imal edilebilmekte olup; bu oranın 2016 yılı sonunda yüzde 30, 2017 yılı sonunda yüzde 36 ve 2018 yılı sonunda yüzde 45 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir.”

Çok heyecanlı değil mi? Reformun başlangıç tarihi var, bitiş tarihi var, kim sorumlu, kim destek olacak hepsi belli. Bu kadar somut, ya da büyüklerimizin diliyle bu kadar müşahhas olur yani.

İyi de ‘küçük’ bir sorun yok mu? Neyi amaçlıyordu reform? ‘Yerli girdi kullanımını artırmayı’ amaçlıyordu. Peki, bu amacı yerine getirmek için düşünülen eylem ne? “Güneş enerjisinden elektrik enerjisi üreten tesislerde kullanılan mekanik ve/veya elektro-mekanik teçhizatın yurtiçi üretiminin payı artırılacaktır.” Yani şu: “Yerli girdi kullanımını artırmak istiyoruz.” Peki, nasıl? Anlamayacak ne var: “Yerli girdi kullanımını artırarak.”

Aynı tip ‘eylemlerden’ bolca var metinde. Niyetlendiğim yazı dizisinin sonraki yazılarımda dile getirmek istediklerimi anlatmak için bu kadarı yeterli. Daha fazla ‘somut reform’ örneği vermeye gerek yok.

Şu soru daha önemli: Neden reform yapamıyoruz?

Yarın devam edeceğim…