Reform yapamamak (3)

Bu ülkede reform yapmak zor. Ama imkânsız değil. Reform yapmak için öncelikle 'uçuk kaçık' bir ekibe ihtiyaç var. 'Siz nasıl tensip buyurursanız' ile reform olmaz.
Reform yapamamak (3)

‘Kalkınacağız’. Güzel. Peki, nasıl? ‘Kalkınarak!’ Kimse kusura bakmasın ama son açıklanan yapısal dönüşüm programının özü neredeyse böyle.

Peki, nasıl oluyor da böyle oluyor?

Sizin yaşantınızda da şu örneklerin benzerlerine rastlamışsınızdır. Mesela ekonomik bir rapor yazılacaktır. Amaçlanan hem mevcut durumu ve o duruma nasıl gelindiğini anlatmak hem de ileride neler olabileceğini tartışmaktır. Ama bir bakarsınız hazırlanıp önünüze gelen rapor ağırlıklı olarak geçmişi ve mevcut durumu anlatır. İleriye yönelik eser miktarda değerlendirme vardır. Zordur çünkü ileriye yönelik farklı senaryolara dayanan tatmin edici bir analiz yapmak. Biraz hayal gücü de gerektirir. Oysa geçmiş yaşanmıştır, mevcut durum da ortadadır. Elbette onları değerlendirmek de önemli bir iştir ama ileriye ilişkin kelam etmek kadar zor değildir.

Mesela siyasete bakın. Genellikle diğerini eleştirmek üzerine kurulmuştur. Özellikle bizim ülkemizde çok da ağır olur bu eleştiriler. Diğerini (diğer partiyi) kıyasıya eleştiren siyasetçiden kendisinin (kendi partisinin) ne yapacağını duymak nadiren mümkün olur. Oysa sonuçta siyasetçinin diğerini amanın da ne kadar güzel eleştirdiği için değil yapacakları için oy istemesi gerekir.

Sıra bir türlü gelmez yapacaklarına. Zordur; bayağı bir hayal gücü gerektirir.

Mesela meslek hayatının başındaki bir akademisyen akademik bir çalışma yapacaktır. Sorduğu soru çerçevesinde daha önce yapılanları okuyup anlaması gerekir ki kendi çalışmasında bir milim öteye götürsün daha önceki çalışmaları. Ama genellikle o çalışmaların okunması bir türlü bitmez, genç meslektaşı zorlamak gerekir ki artık yazmaya koyulsun, kendi modelini oluşturup, çözsün. Daha önce yapılanları okuyup anlamak kimi zaman çok zor olsa da, işin asıl zor kısmı yeni bir şeyler yapmak için ele kağıt kalemi almaktır. O da önemli miktarda hayal gücü gerektirir.
Mesela bürokratsınızdır. Önemli bir konuda karar alabilmek için toplantı düzenlersiniz. Genellikle anlatırlar da anlatırlar. “Peki, ne öneriyorsunuz” diye sorduğunuzda “siz nasıl ‘tensip buyurursanız’ efendim” yanıtı pek yaygındır. “Karara sizin bir katkınız olmayacaksa, kendim pişirip kendim yiyeceksem, size ne gerek var?” diye sorup sormamak artık size kalmıştır.

Başka ülkelerde benzeri davranış biçimleri ne ölçüde yaygındır bilemem. Derin analizlere girişecek halim de yok; öyle bir yeteneğe sahip değilim çünkü. Ama yetiştirilmiş tarzımızla; hem aile içindeki hem de okuldaki eğitimimizle bir ilişkisi olsa gerek. “Neden patent sayımız az?” ya da “Neden kaliteli akademik çalışma sayımız az?” sorularını da benzer bir çerçevede ele almak mümkündür.

Bu açıdan bakıldığında, bu ülkede reform yapmanın zorluğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Onun için Başbakan ve onlarca bakanın birlikte açıkladıkları ‘reform programı’ çok sayıda şöyle ‘somut’ politikalardan oluşuyor:

İthalata olan bağımlılığın azaltılması programı eylem planı: “Yerli girdi kullanımını artıracağız”. Peki, nasıl? “Yerli girdi kullanımının artmasını sağlayarak”.

Tarımda su kullanımının etkinleştirilmesi programı eylem planı: “Su tasarrufu sağlayan tarla içi modern sulama yöntemleri yaygınlaştırılacaktır.” Peki, nasıl? “Kısıtlı sulama programları geliştirilecek ve yaygınlaştırılacaktır.” Peki, nasıl?

Sağlık turizminin geliştirilmesi eylem planı: Planın ilk ‘somut’ politikası: “Öncelikli ülkeler, bölgeler ile güçlü olunan branşların belirleneceği pazar araştırmaları yapılacak ve araştırma sonuçlarına göre sağlık turizmi stratejisi ve ülke/bölge bazlı eylem planları hazırlanacaktır.” İyi mi? ‘Eylem planı’nda ‘eylem planı hazırlanacaktır’ deniliyor!

Evet, bu ülkede reform yapmak zor. Ama imkânsız değil. Reform yapmak için öncelikle ‘uçuk kaçık’ bir ekibe ihtiyaç var. ‘Siz nasıl tensip buyurursanız’ ile reform olmaz. En akla gelmeyecek önerileri ‘arkadaşlarına rezil olmaktan’ korkmadan ortaya atacak iyi eğitimli insanları bulup bir araya getirmeniz ve onlara mutlaka özgür bir çalışma ortamı sağlamanız gerekiyor. Elbette arkalarında da sıkı sıkı durmanız. ‘Bizim partiden’ ya da ‘bizim takımdan’ ya da ‘bizim mektepten’ ya da ‘bizim tarikattan’ ya da hepsi birden ile bu iş olmaz. Olmuyor da…

Reform yapmanın sadece yerel zorlukları yok; bir de evrensel boyutları var işin. Yarın sürdüreceğim.