Reform yapamamak (4)

Reformun ilk döneminde eskisine kıyasla daha kötü bir duruma düşme olasılığı var. Büyüme oranınız eski dönemdekinin altına inebilir. O dönemde, anketler siyasi desteğinizin azaldığını gösterirse ne olacak?

Reform yapmanın bize özgü zorluklarından söz ettim dün. Sadece bize özgü olmayan zorlular da var elbette ve çoğu çok önemli. Reformu yapacak olan sonuçta iş başında hangi hükümet varsa o. Dolayısıyla, reformun siyaseten yapılabilir olması gerekiyor. Siyasetçi, reform nedeniyle iktidarı kaybetmeyeceğine ikna olmalı. Siyaseten kaybetmemek ile reformun ekonomik açıdan başarılı olması arasında elbette bir ilişki var.

Ekonomik açıdan başarılı bir reformdan ne kastediyoruz? Diyelim ki, iktidara geldiğinizde zaten ne reform yapacağınızı biliyorsunuz. Öyle, ülkenin demirbaşlarına eklemeler yapmaktan fırsat bulununca, iktidara gelinmesinden on küsur yıl sonra, ‘yerli girdi kullanımını artırmayı’ amaçlayan bir reform için atılacak temel politika adımının ‘yerli girdi kullanımını artırmak’ olduğu bir ‘reformdan’ söz etmiyorum.

Dolayısıyla, reformun hazır olduğunu ve hemen uygulandığını düşünüyoruz. Ekonomik etkisi için de reform hayata geçirildikten sonraki yaklaşık dört yıla bakıyoruz (iki seçim arası kadar). Ekonomik açıdan başarılı bir reformun, bu dört yılın ortalama büyüme oranını, eski potansiyel büyüme oranının üzerine çıkaran reform olduğunu kabul edelim (‘kabul edelim’ çünkü her şey sadece büyüme değil). ‘Ortalama’ vurgusuna dikkatinizi çekerim. Şu demek: Reformun ilk döneminde büyüme oranınız düşebilir. Ama sonraki dönemde bu oran sıçrayarak, hem kaybınızı telafi edebilir hem de ortalamada eskisinden daha iyi bir duruma gelebilirsiniz.

İşte önemli bir sorun burada ortaya çıkıyor: Reformun ilk döneminde eskisine kıyasla daha kötü bir duruma düşme olasılığı var. Büyüme oranınız eski dönemdekinin altına inebilir. O dönemde, anketler siyasi desteğinizin azaldığını gösterirse ne olacak? Parti içinden aykırı sesler yükselebilir (demokratik bir parti ise elbette). Bu siyasetçiyi ürkütücü bir olasılık. Kaldı ki, büyüme oranının ileride sıçrayacağının garantisi yok. Ya, sıçramazsa? Dolayısıyla, reformun ne kadar başarılı olacağı hakkında önemli bir belirsizlik olduğunu dikkate almak gerekiyor.

Mesela, bu satırlarda çok değindiğim kayıt dışı ekonominin üzerine giden bir reform tasarlayabildiğinizi ve tasarınızı hayata geçirebildiğinizi düşünün. Reform bittikten makul bir süre sonra kazanımlarınızın şöyle olmasını bekliyorsunuz: 1) Vergi gelirleriniz artacak. Farklı bir ifadeyle, kamu tasarrufu yükselecek. Düşük ülke tasarrufu sorununu hafifleteceksiniz. 2) Kayıt dışındaki firmalar büyük çoğunlukla verimsiz çalışan firmalar. Verimsiz firmalar kapanacak, verimli çalışanlar büyüyüp serpilebilecekler, uluslararası rekabet güçleri artacak. 3) Bu firmaların büyümesi demek, sigortalı çalışan sayısının da yükselmesi demek. Büyük ihtimalle verimli şirketlerde daha yüksek ücret kazanacaklar. Ama reformun ilk döneminde –ki o dönem uzun sürebilir, şirketler ardı sıra kapanacakları için işsizlik artacak. Bunu nasıl göze alacaksınız? Üstelik, yukarıda değindiğim üç kazanım ‘olası’ kazanımlar, garantileri yok.

Bakın yüz yıllar öncesinde Machiavelli ne öğüt veriyor zamanın iktidar sahiplerine: “… Gerçekten de, yeni kurumların yapılandırılmasını yürütmekten daha güç, başarılması şüpheli ve tehlikeli bir girişim yoktur. Reform yapan kimse, eski kurumlardan faydalanan kişilerin düşmanlığını çeker ve yenilerinden faydalanacak kişilerden ise ancak sınırlı bir destek sağlar… Bu nedenle yeni kurumlara karşı olanlar saldırı fırsatı bulduklarında bunu partizanlık ateşiyle yaparlarken diğerleri reformcuyu yarım ağızla desteklerler. Sonuçta bu iki kesimin arasında kalan reformcu büyük tehlike altına girer.” (Machiavelli, Prens, Sayfa 46, Doruk Yayınları)

Yarın devam edeceğim.