Reform yapamamak (6)

Neden ekonomimize ilişkin sorunları tatmin edici bir şekilde ortaya koyuyoruz da, o sorunları çözmek üzere bir öncelik sıralaması yapıp somut politikalar üretemiyoruz?

Eleştirirken kimsenin hakkını yemek istemem. Bu dizinin bundan önceki beş yazısında eleştirim on küsur yıldır iktidarda olup da kayda değer bir reform programı çıkaramayanlara. Reform diye genellikle somut olmayan adımların yer aldığı, bir takım isteklerin peşi sıra sıralandığı bir liste ile karşımıza çıkanlara. Sadece reformu amaçlayan bir ekip kurup onları somut politikalar üretecek şekilde yönlendiremeyenlere.

Yoksa ortadaki programın elbette bir değeri var. Reform programı olarak değil; Türkiye’nin ekonomik sorunlarını içeren bir çalışma olarak. Bunu gerçekleştiren de büyük ölçüde bu konuda önemli bir bilgi birikimine sahip olan eski Devlet Planlama Teşkilatı, şimdiki adıyla Kalkınma Bakanlığı uzmanları. Sonuçta reform yapabilmek için açık ki öncelikle sorunların saptanması gerekiyor. Açıklanan program bu çerçeveden bakıldığında yararlı bir program.

Tam da bu aşamada şu soruyu sormamız gerekiyor: Neden ekonomimize ilişkin sorunları tatmin edici bir şekilde ortaya koyuyoruz da, o sorunları çözmek üzere bir öncelik sıralaması yapıp somut politikalar üretemiyoruz? Dikkat: Belirlenen somut politikaların uygulanmasından söz etmiyorum. O aşama son yazılarımda tartıştığım nedenlerle mayınlarla döşeli. O mayınlara basmadan geçmeye niyetli bir reform hükümeti var olsa bile, şüphesiz her şeyden önce atacağı somut politika adımlarını bilmeye ihtiyacı var.

Türkiye bürokrasisine bakınca, bu tür bir programı hazırlamak üzere ilk akla gelen Kalkınma Bakanlığı oluyor. Hazine Müsteşarlığı’nda, Maliye Bakanlığı’nda, Merkez Bankası’nda ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nda da çeşitli konularda uzmanlaşmış kişiler var. Ama ortaya çıkan metne bakınca ‘demek ki mevcut yapıyla olmuyor’ kanısına varıyor insan.
Bu durumda, Türkiye ekonomisini dönüştürmeye girişmeden önce, kurumsal bir dönüşüme ihtiyaç var olduğu anlaşılıyor. Mevcut yapı ile reform üretilemediğine göre, yapıyı değiştirmek gerekiyor. İki seçenek var sanki: Birincisi, Kalkınma Bakanlığı’nı dönüştürmek. İkincisi, sadece reforma odaklanacak yeni bir kurum kurmak.

İlk bakışta, Kalkınma Bakanlığı’ndaki yetişmiş insan gücü ilk seçeneğin daha makul bir seçenek olduğunu düşündürtüyor. Ama öte yandan bu kurumun kültürü (daha çok sorunlara odaklanması, Türkiye ekonomisinin genel dengesine ilişkin hesaplamaları yapması, kamunun yatırım projelerinde uzmanlaşması, dilek listesi şeklindeki icra programlarını hazırlaması gibi) salt reforma odaklanmasına izin vermeyecek gibi duruyor. Kaldı ki, reform yapabilmenin ön koşulu, ‘bizden, sizden, o takımdan, şu mektepten, bu tarikattan’ değil yetenekli elemanlarla çalışmak ve onlara özgür bir çalışma ortamı yaratmak. Bir bakanlık bünyesinde bunun gerçekleşmesi zor görünüyor.