Riskten bol ne var!

Avrupa'nın kurtarma fonu, fona başvuran ülkeye önemli koşullar getirecek. Bu koşulların yerine getirilip getirilmediğini ise yakından denetleyecek

Önümüzdeki riskleri sayarken üç riski ön plana çıkarmıştım. İlki öncelikle İspanya’nın sonra da İtalya’nın, Avrupa’nın kurtarma fonlarına başvurmamalarıydı. Bu ülkelerin, uyguladıkları ekonomik programların olumlu sonuçlarını verene kadar, borçlanmalarını düşük faizle yapacak bir mekanizmaya ihtiyaçları var. Avrupa Merkez Bankası’nın son kararı, onlara bu olanağı sağlıyor. Ancak bu olanağı kullanabilmeleri için kurtarma fonlarına başvurmaları gerekiyor. Hafta başından bu yazının yazıldığı çarşamba sabahına kadar İspanya’nın ikircikli tavrı piyasaları rahatsız etti. İspanya’nın on yıl vadeli tahvilleri, İspanya’ya ilişkin risk algılamasının yükselmesi nedeniyle daha yüksek faizden el değiştirmeye başladı. Kısacası, İspanya’nın kurtarma fonlarına hiç başvurmaması halinde yaşanacakların çok daha az şiddetinde bir faiz artışı gerçekleşti.

ESM’nin koşulları
İspanya’nın, bir süre sonra da İtalya’nın eninde sonunda kurtarma fonlarına başvurmaları ve daha önce belirttiğim üç riskten ilkinin ortadan kalkması beklenir. Diğer iki riskin (ABD’nin yanlış zamanda bütçesini sıkılaştırmak zorunda kalması ile Avrupa’da finansal sistemin denetlenmesi ve düzenlenmesinden sorumlu tek bir otoritenin kurulmaması riski) atılacak olumlu adımlar neticesinde ortadan kalktıklarını düşünelim.

Yine de ortalık hemen güllük gülistanlık olmayacak. Zira üç temel riskin dışında başka riskler de var. Bunlardan en önemlilerinden biri şu: Avrupa’nın kurtarma fonu (EFSF ya da ESM), fona başvuran ülkeye önemli koşullar getirecek. Bu koşulların yerine getirilip getirilmediğini ise yakından denetleyecek. Tıpkı Türkiye’nin zamanında IMF ile yaptığı stand-by anlaşmalarındaki koşullar ve denetim gibi. Bu koşullara uyulmasında ortaya çıkacak gecikme ya da koşullardan bazılarına uyulmayacağına dair belirtiler ortalığı tekrar germe potansiyeline sahip. Sonuçta Yunanistan’dan değil; İspanya ve İtalya gibi iki büyük ekonomiden söz ediyorum. Kaldı ki çok daha küçük bir ekonomi olan Yunanistan’daki sorunlar bile uzunca bir dönem belirgin çalkantılar yaratmıştı.

Büyüme problemi
Tüm bunlar bir tarafa, çoğu iktisatçı gelişmiş ülkelerin önemli bir süre daha küresel kriz öncesindeki büyüme oranlarının altında büyüyeceklerini öngörüyor. Bu, bizim gibi ülkeler açısından iyi haber değil. İhracatımız kuşkusuz olumsuz yönde etkilenecek. Çünkü hem dış talep daha düşük olacak hem de yeteri kadar büyümeyen gelişmiş ülke pazarlarına mal satmak için rekabet daha kızışacak. Bir de ‘olası Çin sorunu’ var. Geçen yılın sonları bu yılın başları gibi Çin’deki olası sorunlar hakkında bazı uzmanların görüşlerini taşımıştım bu köşeye. Sorunların sonucu olarak, Çin’in en az olumlu senaryoda artık daha yavaş bir oranda büyümesi, en olumsuz senaryoda ise duvara toslaması bekleniyordu. İsrail-İran, Japonya-Çin, Suriye-Türkiye gibi gerginliklerden ise henüz söz etmedim bile.

Ekonomide statükoyu (buna son zamanlarda moda olan terimle ‘orta gelir tuzağı’ statükosu da diyebilirsiniz) korumak bile zorlaşıyor. Kaldı ki o statükodan memnun değiliz. Ardı kesilmez seçim sürecine girerken ekonomideki statükoyu değiştirmek gibi ‘tehlikeli’ sulara kimsenin yelken açmaya cesaret etmeyeceği dikkate alındığında, önümüzde kolay günler olmayacağı anlaşılıyor.