Şeffaflığın peşinden (2)

Çok amaçlı bir merkez bankası var. Amaçlara ait bir öncelik sıralaması var mı? Varsa, sıralama koşullara göre değişiyor mu?

Yüksek cari işlemler açığı ve ağırlıklı olarak kısa vadeli borçla finanse edilmesi, finansal istikrara bir tehdit oluşturuyordu. Bazı önlemler alındı. Cari işlemler açığı düştü. Ancak şu andaki cari açık düzeyini, 2007 ya da ne bileyim 2005’te rüyamızda görseydik korkardık. Ama sonuçta cari açık azaldı. Artık 2011’e göre daha az cari açığımız var.

Cari açığı düşürmenin çeşitli yolları var şüphesiz. En arzu edileni, kalıcı biçimde düşürülmesi. Mesela başkalarının tasarruflarına daha az ihtiyaç duyulacak biçimde iç tasarrufların yükseltilmesi. Mesela yurtdışına yükte hafif pahada ağır mallar satabilecek şekilde bir teknolojik dönüşüm. Ama kısa dönemde bunların gerçekleştirilmesi zor. Böyle olunca da ister istemez görece ‘kolay’ çözümlere yönelindi.

Hızlı kredi artışı

Yüksek cari işlemler açığının ana nedenlerinden biri hızlı büyümeydi. Onu da hızlı kredi genişlemesi tetikliyordu. 2010 sonunda ve 2011 başlarında, kredilerin bir yıl öncesinin aynı dönemine göre artış oranı yüzde 40’larda seyrediyordu.

Dünya deneyiminden biliyorduk ki hızlı kredi artışı tehlikeli bir şey. Finansal krizlerin öncü göstergelerinin başında geliyor. Kredi artış hızı daha kabul edilebilir bir düzeye çekilmek istenildi. Bazı önlemler alındı. Dış dünyadaki belirsizliğin artması da yardımcı oldu. Sonuçta kredi artış hızı yüzde 15 düzeyine indi.

Dış dünyada artan belirsizlik nedeniyle yatırım iştahının azalması ve kredi artışının frenlenmesi sonucunda yüksek ve sürdürülemez büyüme oranımız düştü. Daha dün yüzde 8-9 gibi sürdürülemez bir oranla büyürken şimdi yüzde 3’ün biraz altında büyüyoruz. Evet, sürdürülemez bir büyüme oranı yok artık. Ama sonuçta büyüme oranımız, uzun dönemli ortalama büyüme oranımızın epey altında seyrediyor.

Şimdilerde de büyüme oranımızın düşük bir düzeyde kalmasından korkuluyor. Büyüme oranı düşük bir düzeyde kalırsa işsizlik oranının mevcut yüzde 9-9,3 bandını terk edip yükselmesi tehlikesi var. Bu tehlikeden kurtulmak için şimdi de büyüme oranımızın artması isteniyor.

Yüksek cari işlemler açığının bir diğer nedeni olarak, 2010 sonlarına doğru paramızın hızlı biçimde değerlendiği saptandı. İyi olmadığı düşünüldü. Paramıza değer kaybettirmek amaçlandı. Sonuçta, paramız 2011’de değer kaybetti.

2011’in sonlarına doğru ise bu sefer hızlı değer kaybından korkuldu. Şimdilerde tekrar başa döndük. Yine paramızın değerlenmesi kaygısı var. Bunun gerçekleşmemesi için eldeki tüm olanakların seferber edileceği belirtildi.

Çok amaçlılık

2011 sonu için yüzde 5,5 düzeyinde, 2012 sonu için de yüzde 5 düzeyinde enflasyon hedefi açıklandı. Ne var ki enflasyon 2011 sonunda yüzde 10,4 düzeyinde gerçekleşti. Bu yılın sonunda ise yüzde 7-7,5 aralığında kalması bekleniyor. Enflasyonun 2012’de de hedefin üzerine çıkacağının belli olmasıyla, 2011 sonlarına doğru “Artık enflasyonla mücadeleye ağırlık vereceğiz” denildi. Bu mücadelenin sonucunda, “2013 sonunda enflasyon yüzde 5,3 düzeyine inecek” tahmini yapıldı. Şimdilerde ise az önce belirttiğim gibi büyümenin tekrar ön plana çıkacağı izlenimi var.

Kısacası, an geldi, hızlı kredi genişlemesinin tehlikelerinden söz edildi. An geldi, sorun enflasyon oldu. Sonra yüzümüzü büyümeye döndürmemiz gerektiğini ima eden sözlere tanık olduk. Peki, bunları farklı kurumlar ve kişiler mi söyledi? Hayır. Merkez Bankası raporlarından ve yetkililerinin konuşmalarından derledim bunları. Kısacası, ‘çok amaçlı’ bir merkez bankası var. Amaçlara ait bir öncelik sıralaması var mı? Varsa, öncelik sıralaması koşullara göre değişiyor mu? Bu amaçlardan hangileri hangi koşullarda ağır basıyor, hangi koşullarda önemini yitiriyor? Biraz ışık gerekiyor.