Şeffaflığın peşinden (3)

Enflasyon ve faiz haddi bekleyişleri daha doğru oluşturulabilirse MB'nin kendisine verilen görevine ulaşması daha kolay olur.

Merkez Bankası’nın (MB) artık birden fazla hedefi var. Mesela birkaç gün önce Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, liranın yabancı para birimleri karşısındaki reel değerinin (reel kurun) belli bir düzeye gelmesi halinde müdahale edeceklerini belirtti. Kredi artış oranının ise yüzde 15 düzeyinde olmasını istedikleri defalarca söylendi. Merkez Bankası, cari işlemler açığının düşürülmesi amacıyla özellikle 2010 sonları Ağustos 2011 arasında bir dizi önlem aldı ve amacını net biçimde açıkladı. Zaman zaman büyümeye ilişkin kaygıları nedeniyle de politika duruşunu değiştirebileceğini belirtti. Enflasyon hedefi ise hep süregeldi.

Riskler biriktiriliyor

‘Çok hedefli’ ya da ‘çok amaçlı’ olunmasını doğru bulanlar da var, eleştirenler de. Olabilir elbette. Sonuçta bir ekonomi politikasının doğuracağı zararlar ve yararlar olması çok doğal. Kimi yararların ağır bastığını düşünür, kimi zararların. Bir de Merkez Bankası ya da daha genel olarak ekonomi yönetimi ne yaparsa doğru bulanlar var. Sözüm onlara değil; onlarla tartışmıyorum. ‘İnançlarla’ nasıl tartışılır ki!

Özellikle son zamanlarda geliştirilen yeni araçların, ileriye yönelik riskler biriktirilmesine yol açtığını düşünüyorum. Bunu henüz bu köşede çok net biçimde ele almadığımı düşünüyorum. Yakında mutlaka ‘ileriye yönelik riskler’ konusunu inceleyeceğim. Üçüncü yazısını okumakta olduğunuz ‘Şeffaflığın Peşinden’ dizisinde ‘çok hedefli’ politikayı eleştirmek değil amacım. Bu politikayı veri alıyorum. “Madem böyle bir politika uygulanıyor, yararlı olması için nelere dikkat etmek gerekir” ile ilgiliyim. Böyle bakınca, özellikle şeffaflığa ilişkin yeni adımlar atılmasının uygulanmakta olan politikaya destek vereceğini düşünüyorum.

Merkez Bankası, ‘örtük enflasyon hedeflemesi’nden ‘açık enflasyon hedeflemesi’ne geçerken uzun süre hazırlık yaptı. Neredeyse tüm 2005 o hazırlıklarla geçti. Bu hazırlıkların önemli bir kısmı, açık enflasyon hedeflemesi rejiminde kamuoyu ile nasıl iletişim kurulması gerektiği üzerineydi. Özellikle de yılda dört kez yayımlanan Enflasyon Raporu’nun olası içeriği üzerinde sayısız çalışma ve tartışma yapıldı. Bu rapor, dikkat ederseniz, dış dünyadaki ve Türkiye’deki ekonomik gelişmeleri, ‘enflasyona olan ve olabilecek etkiler’ çerçevesinde ele alır. ‘İhracat şöyle, büyüme böyle, yok Avrupa’da da şu oldu’ şeklinde birbirinden kopuk tartışmaz bu gelişmeleri.

Nihai olarak da, değerlendirilen mevcut ve tartışılan olası gelişmeler çerçevesinde Merkez Bankası’nın enflasyon öngörüsü verilir. Bu tahminin hangi koşullarda geçerli olduğu tartışılır. Buradan da yola çıkılarak ilerideki faiz politikası hakkında ışık tutulmaya çalışılır. Son olarak da olası riskler ele alınır.

Enflasyon Raporu

Neden böyle yapılır? Birincisi, yasaya göre MB’nin temel amacı fiyat istikrarının sağlanmasıdır. İkincisi, bu temel amaç çerçevesinde, her yıl hükümetle birlikte bir enflasyon hedefi saptanır ve ilan edilir. Üçüncüsü, kamuoyunun, özellikle de konuyla ilgili olanların uygulanmakta olan para politikasını anlamaları istenilir. Anlarlarsa önlerini daha rahat görebilir, ileriye yönelik planlarını daha az belirsiz bir ortamda yapabilirler çünkü.

Enflasyon ve faiz haddi bekleyişleri daha doğru oluşturulabilirse, Merkez Bankası’nın yasayla kendisine verilen görevine ulaşması daha kolay olur. Yasa işini şimdilik bir tarafa bırakın. Böyle basit bir çerçevede bakınca bile, Merkez Bankası’nın temel iletişim araçlarının başında gelen Enflasyon Raporu’nun içeriğinin değişmesinin gerekli olduğu ortaya çıkmıyor mu?