Sürpriz yok, peki dördüncü çeyrek?

Yılın ilk üç çeyreğindeki durumdan çok farklı olmayacak dördüncü çeyrekteki durum; küçülme değil, düşük bir büyüme bekliyor bizi.

Bu köşede onca ‘dedikodusunu’ yaptıktan sonra nihayet yüzleştik hazretle; üçüncü çeyreğin gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) rakamları açıklandı. Neydi yaptığım dedikodu? Üçüncü çeyrek GSYH büyüme oranının, birinci çeyrekte gerçekleşenden düşük olan ikinci çeyrek büyümesinin de altında kalacağı idi. Öyle oldu. Yok, durun; ne güzel de bildim, değil. Beklediğimin de altında gerçekleşti üçüncü çeyrek büyümesi. Bu köşede dile getirmemiş olsam da yüzde 2,5 civarında bir büyüme bekliyordum; yüzde 1,6 oldu. Böylelikle yılın ilk dokuz ayında, bir yıl öncesinin aynı dönemine göre büyüme oranımız yüzde 2,6 olarak gerçekleşti.

Yatırım harcamaları yüzde 5,9 azaldı

Avrupa ve ABD’ye ilişkin bazı önemli riskler ancak Eylül 2012’de, o da kısmen, ortadan kalktı. Dolayısıyla, yılın ilk dokuz ayında belirsizlikler had safhadaydı. Gerçekten de özel kesimin ekonomiye duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olan ‘reel kesim güven endeksi’, geçen yılın ekim ayından beri bir yıl öncesine kıyasla düşüyordu. Bu ortamın özel yatırım harcamalarını ‘vurması’ beklenirdi. Öyle de oldu. Bir yıl öncesine kıyasla yatırım harcamaları ilk dokuz ayda yüzde 5,9 oranında azaldı. En büyük düşüş, beklendiği gibi üçüncü çeyrekte gerçekleşti. İlk üç çeyrekte özel tüketim harcamalarının da yüzde 0,6 oranında azaldığını belirtmek gerekiyor. Ancak bu azalmanın (kesine yakın bir ihtimalle) dayanıklı tüketim harcamalarındaki belirgin düşüşten kaynaklanmış olması gerekiyor. Bir kez daha not düşeyim: İstatistik Kurumu’nun tüketim harcamalarını ‘dayanıklı’, ‘yarı dayanıklı’ ve ‘dayanıksız’ ayrımında yayımlamasında yarar var.

Özel yatırım harcamalarının üzerinde özellikle durmamın nedeni, içinde bulunduğumuz koşullarda büyümeyi belirleyen en önemli iki unsurdan biri olması. Bu kadar şiddetli düşünce, GSYH içinde payı az da olsa, büyüme oranını aşağıya çeken temel faktör haline geliyor. Mesela, üçüncü çeyrek büyümesine ‘katkısı’ eksi 2,2 puan. Bir diğer belirleyici ise ihracat. O da olmasa büyüme oranımız eksi çıkacaktı; üçüncü çeyrekteki katkısı artı 2,8 puan. Büyüme açısından önemli olan altın dışı ihracat. Bu katkıya karşın dünyadaki mevcut koşullar (yavaş büyüme) nedeniyle ihracat performansımız zayıf.

Düşük bir büyüme

Ekim ve kasım aylarına ait öncü göstergeleri kullanarak dördüncü çeyreğe ilişkin de sıkça ‘dedikodu’ yapmıştım. Eylül ayında sanayi üretimi yüzde 6,2 oranında artmıştı. Bu artış kimi yorumcular tarafından ‘büyüme başladı’ şeklinde yorumlanmıştı. Oysa başka gelişmelerce desteklenmedikçe, zikzaklı aylık verilerden yola çıkarak böyle ‘büyük’ yorumlar yapmamak gerekiyordu. Kredi ve ekonomiye duyulan güven gibi asıl belirleyiciler ise bu büyük yorumları desteklemiyordu. Zaten üçer aylık ortalamalara bakınca, bir yıl öncesine göre oldukça düşük bir üretim artışı, yılın başından beri hüküm sürüyordu. Eylül ayı da farklı değildi. Bunları da bu köşede okudunuz.

Bu oynaklık ekimde de sürdü ve sanayi üretimi yüzde 5,7 oranında düştü. Yine ‘keskin’ (bu sefer karamsar) yorumlar yapmamak gerekiyor. Sonuçta, sağlıklı değerlendirildiğinde, yılın ilk üç çeyreğindeki durumdan çok farklı olmayacak dördüncü çeyrekteki durum; küçülme değil, düşük bir büyüme bekliyor bizi. Tek merak konusu, üçüncü çeyreği aratacak mı dördüncü çeyrek? Ekim ve kasım kapasite kullanım oranı verileri, daha önceki gelişmelerle birleştirildiğinde, bu ihtimalin olabileceğini söylüyor.