Taammüden

Enflasyon rejimi TL'nin yabancı paralar karşısındaki değerini arzulanan düzeye yakın tutacak biçimde düzenlenebilir mi?

Merkez Bankası’nın (TCMB) çeşitli raporlarında ve yetkililerinin sunumlarında iki yıla yakın bir süredir kullanılan bir grafik var. Mesela 2011.III sayılı enflasyon raporunun ikinci, 2012.II sayılı raporunun ilk grafiği. Bu grafiklerde on gelişmekte olan ülkenin döviz kurlarının ortalamasının 2010’un kasım ayından itibaren seyri ile liranın yabancı paralar karşısındaki değerinin (döviz kurunun) seyri karşılaştırılıyor. 2011.III sayılı enflasyon raporunda bu grafiğe atıfta bulunularak şöyle deniliyor: “TCMB’nin uyguladığı politikaların bir yansıması olarak, yılın ikinci çeyreğinde Türk Lirası’nın değeri benzer grupta yer alan ülkelerden arzu edilen doğrultuda ayrışmaya devam etmiştir.”
‘Arzu edilen doğrultuda ayrışma’ vurgusuna dikkatinizi çekerim. Son yazımda bu arzuyu ‘liraya taammüden değer kaybettirme’ politikası olarak adlandırmıştım. TCMB’nin bu arzusunun arkasındaki temel neden bir sır değil. Gelişmiş ülke merkez bankalarının yoğun bir biçimde parasal genişlemeye gitmeleri ve faizlerini çok düşük düzeylerde tutmaları sonucunda, Türkiye ve TCMB’nin grafiğinde kullandığı ülkeler yoğun kısa vadeli sermaye girişlerine maruz kaldılar. TCMB, bu olgunun paramızda oluşturduğu değerlenme baskısını kırmak ve bu baskının cari işlemler açığımızı arttırıcı etkisini azaltmak üzere, 2010 yılının son çeyreğinde ‘liraya zamana yayılmış biçimde değer kaybettirme’ politikası uygulamaya başladı. Bu politika kabaca Ağustos 2011’e kadar sürdü. Sonra Avrupa’da ortalık karışınca bu politika terk edildi.
Bu köşeyi düzenli izleyen okuyucularım hatırlayacaktır; 2006’dan 2007 ortalarına kadar üzerinde tartışmamız gereken bir politika değişikliğini tekrarlayıp durdum. Soru şuydu: “TCMB’nin uygulamakta olduğu enflasyon hedeflemesi rejimini, paramızın yabancı paralar karşısındaki (reel) değerini arzuladığı bir düzeye yakın yerde tutmaya çalışacak biçimde yeniden düzenlemesi mümkün olabilir mi?” Yanıtım “Evet olabilir” şeklindeydi. Ama bir koşulla: Enflasyonun kalıcı biçimde yüzde 4 etrafında dalgalanacağından emin olunduktan sonra.
Dolayısıyla TCMB’nin 2010’un sonlarına doğru uygulamaya başladığı politika ile ulaşmaya çalıştığı amaçla bu köşede o zamanlar yer alan önerinin amacı arasında bir fark yok. Benim önerim de ‘taammüden’ sınıfından sayılabilir. Üstelik TCMB bu politikayı uygulamaya başladığında yıllık temel enflasyon yüzde 2,5 gibi çok düşük bir düzeydeydi. Ne var ki enflasyonun bu kadar düşük olmasa bile yüzde 4’e yakın bir yerde kalıcı olup olmayacağı belli değildi.
Tabloda TCMB’nin yazının girişinde sözünü ettiğim raporlarında yer alan ülkelerle Türkiye’nin enflasyon oranları var. Bu oranlar, her ülkenin 2012 Haziran ayındaki tüketici fiyat endeksinin, 2010’un son çeyreğindeki ortalama tüketici fiyat endeksine kıyasla yüzde ne kadar arttığını gösteriyor. Kolombiya hariç veriler OECD veritabanından, Kolombiya’nınki ise bu ülkenin merkez bankasının web sayfasından alınma. Benzer bir tabloya daha önce de yer vermiştim. Ancak o tabloda 2010 ve 2011 yıl sonu enflasyonları vardı. Bu tablo ise hem TCMB’nin politikasının başladığı tarihten bu yana gerçekleşen enflasyonu yansıtıyor hem de güncel.
Sonuç? Yorumu şimdilik size bırakıyorum. Gelecek yazıda, bu sonuçtan çıkarılabilecek dersler üzerinde durmak istiyorum. Söz; çuvaldızı kendime batıracağım.