Teşvik, börülce ve göl soğanı meselesi

Teşvik sistemini, kullanılan teknoloji düzeyini ileriye götüren ve yenilikçiliği özendiren bir çerçevede düşünmekte yarar var.

Teşvik işine bir de şöyle bakmakta yarar var. Bir yatırım yapıyorsunuz. Bu yatırım sonucunda kuracağınız tesiste üreteceğiniz ürünün size maliyeti, ortada teşvik falan yokken en fazla rakip ürünlerin maliyetleri kadar olmalı. Aksi halde kurduğunuz tesisin yaşaması ancak suni solunum ile mümkün olabilir. Teşvik sisteminin suni solunum makinesine dönüşmemesi gerekir. O makine kullanılarak, normal koşullar altında rekabetçi olmayan bir üretim sürecinin, suni olarak rekabetçi hale getirilmeye çalışılmasının ekonomi açısından bir yararı olmadığı açık. 

İki alanda yararlı
Bu çerçevede bakıldığında, teşvik sisteminin başlıca iki alanda yararlı olacağı belirleniyor. Birincisi, bu bölgede değil de şu bölgede üretim yapılmasını sağlamak üzere kullanılabilir. Yeni açıklanan teşvik sisteminde bölgesel teşvike önemli bir yer verilmiş; olumlu. İkincisi, araştırma ve geliştirme faaliyetleri, verimliliği arttırıcı yatırımlar ile yenilikçi yatırımlar teşvik edilebilir.
Bizim teşvik sistemi açıklandığında, cari işlemler açığını azaltıcı yatırımlara özel bir önem verileceği belirtildi. Cari açığı azaltma amacına nasıl ulaşılacağı ve bu amaca ulaşmak için atılacak adımların ileride Türkiye’nin başına dertler açıp açmayacağı soruları yanıt arıyor. Salt ithal edilen bir ürün yerli olarak üretilsin diye teşvik verilecekse suni solunum olasılığı artıyor. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor.
Sayın Emrah Aydınonat’ın TEPAV’ın internet sayfasındaki nefis yazısını (Börülce ve Uzay Dairesi Başkanlığı ve Yeni Teşvik Sistemi, 14 Nisan 2012, http://www.tepav.org.tr/tr/kose-yazisi-tepav/s/3169) bu çerçevede okumakta sonsuz yarar var. Emrah, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yeni kurduğu Odun Dışı Hizmetler Daire Başkanlığı’nın bir açıklamasından yola çıkmış. Göl soğanı ilaç yapımında kullanılıyormuş. Biz kilosunu 35 dolardan ihraç ediyormuşuz. Biz ihraç ettikten sonra bu soğan önce alkaloid tesislerinde bazı ara işlemlerden geçiriliyor, sonra da ilaç yapımında kullanılmak üzere yabancı ilaç firmalarınca satın alınıyormuş. Emrah, peşi sıra soruyor: 

Yapısal reform şart
“Alkaloid tesislerini kurduk diyelim. Hadi göl soğanından alkaloidleri de çıkardık. Bunları kullanarak alzheimer, çocuk felci ve sinir hastalıkları ilaçlarını üretebilecek miyiz? Üretebilmek için bu tesislere yatırım yapanlara teşvik mi vereceğiz? Verdik diyelim, bu yatırımı yapacak olanlar, bu üretimi yapabilecek eğitimli işgücünü bulabilecek mi? Buldular diyelim, bu tesisleri yurtdışından ara mal ithal etmeden kurabilecek miyiz? Hadi bir şekilde üretime başladık diyelim, bu ilaçları yurtdışındaki muadillerinden daha ucuza üretebilecek miyiz? Üretmeyeceksek, bu ilaçların ithalatına sınırlama mı getireceğiz? Hadi getirdik diyelim. Tamam, hadi bir de Türkiye’de yurtiçi talebi karşıladık diyelim. Tam biz bununla uğraşırken, bu uyanık yabancılar daha iyi alzheimer ve çocuk felci ilaçları geliştirirlerse, göl soğanı değil de börülce kullanmaya başlarlarsa, bu sefer de göl soğanını bırakıp börülceden ilaç yapmak için yeni teşvikler mi ilan edeceğiz, yeni ticaret sınırlamaları mı getireceğiz, yeni teknik eleman mı arayacağız?.. Özetle, gelişmiş ülkeleri, gelişmiş teknolojileri hep birkaç adım geriden mi takip edeceğiz?”
Hepsi can alıcı bu soruların. Özellikle de sonuncusu. Teşvik sistemini ne pahasına olursa olsun ithalatı ikame etme tuzağına düşmeden, verimlilik artışını sağlayan, kullanılan teknoloji düzeyini ileriye götüren ve yenilikçiliği özendiren bir çerçevede düşünmekte yarar var. Yoksa elbette teşvik, yatırım yapma arzusunu arttırır. Önemli olan, potansiyel büyüme oranımızı arttıracak şekilde yatırım yapılmasını sağlamak. Bu çerçevede, teşvik sistemini diğer yapısal reformlarla birlikte, özellikle de işgücünün niteliğini arttırıcı bir eğitim reformuyla birlikte düşünmekte sonsuz yarar var.