Yenilikçilikteki göreli konumumuz

Eğitim komisyonundaki yeni oylama biçimi ve oturma sistemi de şüphesiz 2012 endeks değerimizi yükseltecek.

İki yazıdır cari işlemler açığı üzerine dedikodu yapıp duruyorum. Yeri gelmişken cari işlemlerle ilgili ‘derin’ bir konuya gireyim bari. Meclis’te görüşülmekte olan 4+4+4 yasa tasarısıyla ilgisi olur; bir taşla iki kuş vururum. Ele alacağım konu, ‘inovasyon’ konusu. Hani doğru dürüst bir Türkçe karşılık bulamadığımız konu. Karşılık bulamayışımızın belki bir hikmeti vardır. Bu hikmet, kim bilir, yazının sonunda ortaya çıkabilir de. Olur mu olur. 

İlginç bir rapor
En iyisi ben genelde kullanıldığı gibi ‘yenilikçilik’ diyeyim ona. 4+4+4 ile iki tür ilgisi var yenilikçiliğin. Birincisi, gazetelerin yazdıklarının yalancısıyım; eğitim komisyonu salonuna yerleşme biçimi ve bu yerleşmenin avantajını kullanarak hayata geçirilen yeni oylama biçimi. Kabul etmeliyiz ki oldukça önemli ve bir o kadar da başarılı bir yenilikçilik ile karşı karşıyayız. İkincisi, çok açık ki, ne kadar yenilikçi olduğumuz doğrudan eğitim sistemimizin kalitesi ile ilgili.
Cari açıkla yenilikçilik arasındaki ilişki de sanıyorum yeterince ortada. Mesela ne tür ürünlerin ithalatından vazgeçemeyiz? Açık, değil mi? Özellikle gelişmiş ve ileri teknoloji ürünü makineler. Yine ileri teknoloji ile üretilen ara malları. Ağırlıklı olarak ne tür ürünler ihraç ediyoruz? En fazla ihracat yapan sektörlerimiz otomotiv, tekstil ve demir-çelik gibi sektörler. Bunlardan en ileri teknoloji kullananı otomotiv, o da orta teknoloji ürün grubunda.
Mülga Devlet Planlama Teşkilatı’nda bir aralar ben de çalıştım. O dönemden arkadaşım Sayın Mustafa Dönmez bir süredir ilginç raporlara dikkatimi çeken elektronik mektuplar yolluyor. En son mektubunun ekinde, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerle üyelik sürecindeki ülkelerin yenilikçilik düzeylerini araştıran bir rapor yer alıyordu. Çocukken, futbol maçlarında ‘karşı tarafı’ rencide edecek en ‘keskin’ tezahürat biçimimiz “Tabelaya bakalım nefes alalım” biçimdeydi. Laf aramızda ne ‘nezih’ arkadaşlarım varmış çocuklukta. Sırasıyla Erzincan, Ağrı ve Konya’daki çocukluk arkadaşlarımı selamlıyorum bu vesileyle.
Mustafa’nın gönderdiği rapor, tam da böylesine nezih bir “Tabelaya bakalım nefes alalım” durumunu yansıtıyor. En azından raporun başlığı öyle: ‘Yenilikçilik Birliği Tabelası’. Avrupa Birliği’nin 2020 yenilikçilik hedefleri doğrultusunda Maastricht Ekonomik ve Sosyal Araştırma Kurumu tarafından yazılmış. Uluslararası karşılaştırma yapabilmek için farklı açılardan yaklaşmışlar yenilikçiliğe. 

En sonuncuyuz
Mesela her bin kişiye düşen doktora derecesi sahibi sayısı. 25-64 yaş grubundakilerde üniversite mezunu olanların payı. Dünyada en fazla atıf yapılan ilk yüzde 10’luk bilimsel makalenin bir ülke bilim insanlarının yayımladığı toplam makalelerin yüzde kaçı olduğu. Kamu sektörünün araştırma ve geliştirmeye ayırdığı kaynakların milli gelire oranı. Özel sektör için de aynı oran. Patent sayıları. Toplam ihracatın yüzde kaçının yüksek ve orta teknoloji grubu mallardan oluştuğu. Bilgi yoğunluğu yüksek hizmet ihracatının toplam mal ve hizmet ihracat gelirleri içindeki payı. Yurtdışına satılan patentlerden ve lisanslardan elde edilen gelirlerin milli gelire oranı.
Raporda hem tek tek bu ölçütler hem de bu ölçütlerin tek bir endekse dönüştürülmesi ile elde edilen yenilikçilik endeksi çerçevesinde bir karşılaştırma var. 2007-2011 dönemindeki her yıl için endeks değerleri mevcut. Sürpriz yok: Ne yazık ki en sondayız. Ama iki nedenle yine de içinizi ferah tutun. Birincisi, endeks değerlerimizin artış hızı fena değil. İkincisi, eğitim komisyonundaki yeni oylama biçimi ve oturma sistemi de şüphesiz 2012 endeks değerimizi yükseltecek.