Yolsuzluk ekonomisi

Organizasyonların verimliliği çalışanların o organizasyonun amaçlarını ne ölçüde içselleştirebildikleriyle doğrudan ilgili.

Kahire’de akademik bir toplantıdayım. Üç gün sürecek toplantının konusu ‘yolsuzluk ve ekonomik kalkınma’. Yapılan çalışmalarda yolsuzlukla kalkınma arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Bunun neden böyle olduğu için çok fazla kanıta da ihtiyaç yok sanırım. Mesela yapıldıktan bir süre sonra bozulan yolları ya da depremlerde yerle bir olan kamu binalarını düşünürseniz ilişki hemen ortaya çıkar. Yolsuzluk bir ülkenin dış piyasalardaki rekabet gücünü de olumsuz etkiliyor. Ülkeler arasında yapılan karşılaştırmalar bu ilişkiyi de net biçimde ortaya koyuyor.
Genellikle dikkatimizi çeken, büyük çapta yolsuzluklar. Oysa yolsuzluğun illa çok büyük boyutta olması gerekmiyor. Toplantının açılış konuşmasını yapan akademisyenin verdiği örnek bu açıdan ilginç: Nijerya’da, ilkokullarda, öğretmenlerin bir ara derslere girmemek gibi bir eğilim içinde olduklarından söz etti. Bu da bir yolsuzluk, alışageldiklerimizin yanında küçük bir yolsuzluk gibi duruyor. Ancak bu yolsuzluğun toplum açısından maliyeti, yolsuzluk denilince aklımıza gelen büyük yolsuzluklardan az değil. Hatta uzun vade dikkate alındığında, daha da fazla. 

Toplumsal değerler
Yolsuzluk sadece ekonomik önlemlerle de azaltılabilecek gibi değil. Elbette ücretlerin arttırılması bazı durumlarda yolsuzluğu azaltıcı yönde çalışacak bir önlem. Mesela Nijerya örneğinde öğretmenlerin maaşlarının arttırılması bir miktar işe yarayabilir. Konuşmacı, bu önlemlerin yeterli olmayabileceğine dikkat çekti. Başka ne tip önlemler alınabilir?
Her sınıftan, altında, çekildiği günü ve saati belirten bir fotoğraf mı almak gerekiyor? Sınıfta bulunup da bir şey anlatmazsa öğretmen ne olacak? Konuşmacı, bu çerçevede, yolsuzluğu önlemek için toplumsal değerlerin ne kadar önemli olduğuna getirdi sözü. Bu önemi de aslında yakından biliyoruz. Mesela benim kuşağım lise ve daha aşağı sınıflarda okurken öğretmenlik çok saygın bir meslekti. Önemli bir grup insan isteyerek öğretmenliği seçerdi. Öğretmenliğin parası şimdikinden daha yüksek değildi. Ama konuşmacının özenle üzerinde durduğu gibi, “Ben öğretmenim” duygusu bu kişilerce içselleştirilmişti. Değerlerin içselleştirilmesi “Ben iyi bir öğretmenim” ya da “İyi bir hemşireyim” düşüncesinin yaygınlaştırılması sağlık ve eğitim dışındaki alanlarda daha zor olabilir. Üstelik, küçük yaşlardaki çocuklara eğitimle bu tür değerleri kazandırmak mümkün ama belli bir yaşın üzerindekilere ne yapacaksınız? 

‘Özdeşlik Ekonomisi’
Konuşmacı, ABD’den bir ucuz alışveriş mağazalar zincirini örnek olarak gösterdi. Bu mağazalarda çalışanlar işgücünün en az nitelikli kesimindenler ve düşük ücret alıyorlar. Sonuçta onların yaptığı işi herhangi birisi çok kısa süreli bir kurs sonrası rahatlıkla yapabilir. Üstelik öğretmenlik, hemşirelik ya da doktorluk gibi ulvi bir iş de yapmıyorlar. Ancak bu ucuz mağazalar zinciri “Ben falanca mağazalar zincirinin elemanıyım” duygusunu yerleştirmeyi başarmış çalışanlarında.
Ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi Akerlof’un son kitabının özü de benzer bir noktaya dikkat çekiyor. Kitabının ismi de zaten ‘Özdeşlik Ekonomisi’. Organizasyonların verimliliği çalışanların o organizasyonun amaçlarını ne ölçüde içselleştirebildikleriyle doğrudan ilgili. Özellikle küçük yolsuzlukları en aza indirmek için bu tür içselleştirmelerin önemli olduğu görüşünde konuşmacı. Büyük yolsuzluklar için elbette saydam bir ihale sisteminin oluşturulması ve ihaleden sonraki sürecin iş gerçekleştirilene kadar yakından izlenmesi ve denetlenmesi olmazsa olmaz koşul.