Zamlar ve Merkez Bankası

Merkez Bankası'nın fonlama maliyetini döviz kurunda aksi bir gelişme olmadığı sürece politika faizi düzeyinde tutacağını düşünüyorum.

Önce bazı mal ve hizmetlerden alınan vergilerde artışa gidildi. Arkasından benzin ve motorine zam geldi. Dün de elektrik ve doğalgazın fiyatı yaklaşık yüzde 10 yükseltildi. Bu gelişmelere son yazımda istikrar ve büyüme pencerelerinden ayrı ayrı bakmıştım; bugün enflasyon ve Merkez Bankası’nın (MB) para politikası açısından bakmak istiyorum.

Enflasyon 2011 sonunda yüzde 10,5 düzeyindeydi, ağustosta ise yüzde 8,9 oldu. 2012 sonu için hedeflenen enflasyon ise yüzde 5. Merkez Bankası, yakın zamana kadar enflasyonun yıl sonunda yüzde 6,2 düzeyinde gerçekleşeceğini öngörüyordu. Bu kadar rakamı, elektrik ve doğalgaza yapılan zamların boyutunu daha iyi ortaya koyabilmek için veriyorum. Hem üretim hem de hizmet sektörü için çok önemli birer girdi olan bu ürünlere bir çırpıda yapılan zam, son on iki ayda gerçekleşen enflasyondan daha fazla, on iki aylık enflasyon hedefinin ise iki katı.

Şok fiyat artışları

Bu tür ‘şok’ fiyat artışları ile ilk kez yüz yüze gelmiyoruz. 1980’lerde de vardı, 90’larda da. Bu açıdan, “bu gökkubbenin altında yeni bir şey yok”. Yok da; zaten temel sorun da burada. Bunca deneyimden sonra, bu tür, hadi bu sefer ‘zam’ demeyeyim, ‘fiyat ayarlamaları’nın aylarca bekletilmeden, yani zamanında ve dolayısıyla küçük oranlarla yapılması neden akla gelmiyor? Sonuçta yüksek fiyat artışları, hele fiyatları arttırılan ürünler böyle önemli girdilerse hem başka mallarda ve hizmetlerde bir dizi maliyet artışını tetikleme riskine sahip hem de ileriye yönelik enflasyon beklentilerini yükseltme potansiyeli taşıyor. ‘Durup dururken’ değil elbette ama önemli bir süre geciktirme sonucunda enflasyon tam düşecekken yeni bir yükselme dalgası oluşabiliyor.

Son faiz kararları açısından durum şu: Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarına defalarca katılmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki vergi artışlarının ve zamların Merkez Bankası için bir sürpriz olması olasılığı sıfıra yakın. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın faiz koridorunun üst sınırını aşağıya çekerken, oran olarak noktası virgülüne kadar bilmese de, vergi artışlarının ve fiyat ayarlamalarının yapılacağını biliyor olması gerekiyor.

Şimdi Merkez Bankası açısından bakalım. Birincisi, böyle şok artışlar yerine zamana yayılmış artışları tercih edeceği açık. Ancak vergi artışlarının ve fiyat ayarlamalarının zamanlaması ve boyutu Merkez Bankası’nın elinde değil. İstikrar açısından bakıp, hiç yapılmayıp bütçe açığının artmasındansa, yapılması ve bütçe disiplinine yardımcı olması hiç yoktan iyi Merkez Bankası için. İkincisi, yaklaşık bir yıldır küresel belirsizliklere her PPK duyurusunda dikkat çekip ‘esnek’ bir para politikası uygulayacağını belirtiyor. Enflasyonda kalıcı olmaya aday bir eğilim oluşursa, diğer faizleri sabit tutup ortalığı ‘bulandırmadan’, şu anda politika faizi düzeyinde olan bankalara sattığı paranın ortalama maliyetini tekrar kademeli olarak yükseltme şansına her zaman sahip. Bir parantez: Bu bir saptama, saydam olmayan böyle bir uygulamayı onayladığım anlamına gelmiyor ‘şansına sahip’ sözcükleri.

Yeni indirim beklenebilir

Ancak döviz kuruna yukarıya doğru belirgin bir baskı gelmedikçe, bu yola gideceğini düşünmüyorum. Bu da beni üçüncü noktaya getiriyor; şu: Temel enflasyondaki gidişatın 2013 hedefleri ile uyumlu olduğunu giderek daha fazla belirtecek (o da yükselmezse elbette). Hemen bu ay bunu yapmasa bile, muhtemelen kasımdan itibaren açıklamalar bu yönde olacak. İç talepteki zayıflığa dikkat çekilecek. Döviz kurundan maliyetlere bir baskı gelmediği belirtilecek. Dolayısıyla, ortalama fonlama maliyetini, döviz kurunda aksi bir gelişme olmadığı sürece politika faizi düzeyinde tutacağını düşünüyorum. Enflasyonun yıl sonunda yüzde 7-8 aralığını aşmayacağı belirginleştikten sonra da, yine temel enflasyona vurgu ile, faiz koridorunun üst sınırında yeni bir indirim beklenebilir. Yurtdışı karışır ve kur sıçrama emareleri gösterirse bunların hiçbiri olmaz. Ama o durum ayrı bir inceleme konusu.