Zorunlu karşılık mı başka bir şey mi?

Zorunlu karşılık oranlarının iki kez düşürüldüğü son çeyrekte ise kredi artış oranında belirgin bir düşüş var.

Merkez Bankası’nın kredi artış oranını düşürmek için aldığı kararların istenilen sonuçları sağladığı ısrarla söyleniyor. Merkez Bankası’nın hangi raporuna bakarsanız bakın, kredi artış oranını düşürmek amacıyla 2010’un ekim ayından itibaren (lira cinsinden mevduatlara uygulanan) zorunlu karşılık oranlarının yükseltilmeye başlandığı belirtiliyor. Son zorunlu karşılık oranı artışı Nisan 2011’de. Ağustos 2011’den itibaren Avrupa’daki olumsuz gelişmelere bağlı olarak risk alma iştahı azalıyor. 2011 yılında Merkez Bankası bir daha zorunlu karşılık oranını arttırmıyor; aksine 6 ve 27 Ekim’de düşürüyor.

Bu dönemin kredi artış oranı verilerini Ekim 2010’dan önceki dönemle karşılaştırınca, söylenenden çok farklı bir durumla karşılaşıyorum. 2011’in son çeyreğine kadar ne tüketici kredilerinin artış oranı ne de toplam lira cinsinden kredilerin artış oranı düşüyor. Oysa en son zorunlu karşılık oranı artışı 21 Nisan 2011’de. Üstelik bu tarihte yapılan artış hem tüm lira cinsinden mevduatlar için değil, sadece iki vadedekiler için ve hem de çok düşük. Asıl zorunlu karşılık oranı artışları ise 24 Ocak ve 23 Mart 2011’de yapılıyor. Zorunlu karşılık oranlarının iki kez düşürüldüğü son çeyrekte ise kredi artış oranında belirgin bir düşüş var!

Başka araçlar var

Tablo 1’de bu gelişmeler yer alıyor. Merkez Bankası’nın yaptığı gibi artış oranlarını haftalık kredi verilerinin 13 haftalık ortalamalarından hesapladım. Yine Merkez Bankası’nın yaptığı gibi bir dönem öncesine göre artış oranlarını ‘yıllıklandırdım’. Dolayısıyla her haftaya bir ‘yıllık’ artış karşı geliyor. Tabloda üçer aylık dönemler için bu artış oranlarının ortalaması var.

Israrla Merkez Bankası’nın kredi arzını azaltma politikasının başarılı olduğu söylendikçe, para politikasının sağlıklı uygulanması açısından hiç de iyi bir şey yapılmış olunmuyor. Evet, kredi artış oranı düştü. Ama tablodan açık biçimde görüldüğü gibi, uygulanan politikayla değil. Demek ki Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda zorunlu karşılık oranını yükselterek olmuyor bu iş.

Elbette, ekonomi yönetimlerinin başka araçları olabilir; 2011’in sonlarına doğru faizler yükseltildi, bankalarla telefon konuşmaları devreye girmiş olabilir falan. Ama zorunlu karşılıklar ile bu işin olmadığı da açık.