Aile hayatının lezzetleri

'Suikastçı'nın başlarında inanılmaz bir domestik sahne var. FBI ajanları Crawford ve Chang, ortalığı kana bulayıp birilerini temizledikten sonra, Crawford'lar arabayla Chang'lara aile ziyaretine giderler.

'Suikastçı'nın başlarında inanılmaz bir domestik sahne var. FBI ajanları Crawford ve Chang, ortalığı kana bulayıp birilerini temizledikten sonra, Crawford'lar arabayla Chang'lara aile ziyaretine giderler. Amerikalı aile arabalarına binerken paralel kurguyla Asyalı ailenin onları bekleyişini, yaptıkları hazırlıkları görürüz. Crawford arabasında durum şudur; silahı ölüm kusan kahramanımız gitmiş, yerine karısı tarafından misafirlikte
'sigara içmemesi ve küfürlü konuşmaması' tembih edilen kuzu bir ev erkeği gelmiştir. O arada Asyalı dava arkadaşı telefon eder, o da hatırlatır: 'Biliyorsun dostum, evde sigara içmek ve küfürlü konuşmak...' 'Tamam, tamam.' Ama bu iki 'ölüm makinesi'ni kuzuya çeviren domestik mecburiyetler Crawford'lar daha Chang'lara varamadan ev sahiplerini imha eden 'binbir surat' suikastçı Jet Li tarafından bertaraf edilecek, 'sigara içmeme ve küfürlü konuşmama' mecburiyetleri de böylece ortadan kalkacaktır.
'Suikastçı'nın domestik bir duruma teğet geçmekten başka şansı olmamakla birlikte, insan bir an, film iki ölüm makinesi ve ailelerinin barbekü partisinin absürdüne saplanıp kalıverse ne olurdu diye düşünüyor. Yemekten önce içilen martiniler, gözlerini devirerek kocalarını çekiştiren Asyalı ve Amerikalı eşler, küfür ve sigara yasağı yetmezmiş gibi masaya ayaklarını dayadığı için ikaz edilen kocalar. Tabii olacak şey değil.
Gelgelelim, haftanın diğer filmi 'Seks İtirafları'nda da öteki uca savrulacaksınız. Şahsen gözlerime inanamadım desem yalan olmaz. Domestikliğin sınırlarını fena halde dürtükleyen küçük bir komediyle karşı karşıyaydım. Bu ucuz bütçeli, ucuzca görünüşlü, doğrusu acemice de çekilip kotarılmış film 'Suikastçı'nın hiçbir zaman atamayacağı taklayı atmak bir yana, ilk taklanın verdiği hızla alıp başını inanılmaz yerlere gidiyor. İlk takla şu; bir genç kız, bir gün evde oturmuş canı sıkılırken köpeğine bakıp ona oral seks yapmanın nasıl bir şey olacağını düşünür, hatta bunu fiiliyata dökerse, bu ne gibi sonuçlar doğurur? Genç kızın hayatı nişanlı, aile, işyeri arkadaşları vs. gibi gayet sıradan domestik ayrıntılarla doludur ve ufukta, Crawford'la Chang'ın kan gölüne dönerek iptal olan barbekü partisi gibi bir heyecanın gölgesi bile yoktur. Gelgelelim 'Seks İtirafları' da domestikliğe o kadar tuhaf bir yerden bindiriyor ki, FBI ajanları bile buna bir şey yapamaz. 'Suikatçı'nın kahramanları domestik bir absürdde takılıp kalsalardı nasıl olurdu dedim ya. 'Seks İtirafları' bunun ille de iyi bir şey olmayabileceğinin kanıtı.
Bir taraftan köpeğine oral seks yaptığını itiraf ettiği için hayatı kararan genç kızla empati kuruyor, öte yandan bu itiraf karşısında 'bir tuhaf' olanları anlamadan edemiyor, ayrıca bu garip itirafı dünyanın en olabilir aksiliğiymiş gibi ele alan senaryoya da ne tavır alacağınızı bilemiyorsunuz.
Evet, 'Seks İtirafları'nda bir 'Ah Mary, Vah Mary' havası yok değil. Ama aynı zamanda gençlik sorunlarıyla ilgilenen bir sit-com havası da var. İlaveten genç kızı terk eden sıska entel nişanlı yerine iş arkadaşı gürbüz beyaz yakalının hem cinsel hem duygusal açıdan onun için daha hayırlı bir kısmet olduğu iması, dolayısıyla bir muhafazakârlık da var. Bütün bu 'var'lar (daha doğrusu 'yok- yok'lar) tatmin edici bir bütün oluşturmadığı gibi, köpeğe oral seks- muhafazakâr anne babayla hesaplaşma- sevgiliye lüzumsuz itirafın acı sonuçları- gürbüz sevgili denkleminden de bir şey çıkmıyor. Sadece, filmin durmadan köpek göstermek suretiyle pekiştirdiği 'tuhaf bir lezzet' kalıyor ki ağızda, o da John Waters'ın 'Pembe Flamingolar' da Divine'a tattırdığı malum şey gibi biraz. 'Seks İtirafları' olası bir John Waters önermesini alıp onu her türlü tahammülün ötesinde normalleştirip sıradanlaştırıyor ve sıradanlığın absürdünü yapayım derken absürd bir sıradanlık oluyor.