Amerikan büyükleri

Jim Carrey filminde sırf komedyenin manik saplantısından dolayı bir kasa penguen varolma nedeni olabilir.

Amerikan sinemasının bazı büyük aktörleri yönetmenliğe bulaşmayı bir nevi murahhas aza ciddiyeti içinde ele alıyorlar. Clint Eastwood yıllardır film yönetiyor. Ama artık nefesi kesildi sayılır. Liberallikle muhafazakârlığın dengesini hep kurnazca tutturmaya çalışan eski Dirty Harry, ‘Grand Torino’da kantarın topuzunu kaçırmış, bir emekli asker şiddet ve celali sergilemişti. Eastwood’un, romanlarından birini (‘Blood Work’) sinemaya uyarladığı polisiye yazarı Michael Connelly, durumu başka bir romanda başka bir karakterin ağzından şöyle özetler: “Clint Eastwood oynamıştı başrolde, kahramandan en az yirmi yaş fazlası olmasına rağmen, filme de ancak ortalama bir başarı denilebilirdi…”
Robert Redford ise kaşmir süveterleri ve Donald Trump perçemiyle uzun yıllardır perdede arz-ı endam etmiyor. Ama onun yerine American Film Company’yi kurmuş. Şirket ‘Amerika’nın geçmişine dair tarihsel olarak doğru filmler yapmayı’ amaçlıyormuş. Lincoln suikastinin ertesinde kurunun yanında yanan yaşın da hesabını tutmak isteyen ‘Suikast’e elle boyanmış eski filmleri hatırlatan hoş, sepya bir renk skalası hâkim. (Robin Wright’ı da unutmamalı.) Ama aslen hukuksal gelişigüzelliğin, ‘savaş sırasında adalet olmaz’cılığın, intikamcılığın, duruma el koyabilecek pozisyonda olanların vetolarının hikâyesi bu. Ve tabii başlangıçta isteksizken giderek Güneyli bir annenin hakkını savunmayı üstlenen adalet savaşçısı Kuzeyli bir avukatın. Bugünün Türkiye’sinde seyrederken ülkede olup bitenlerle her bakımdan parallelikler kuracağınız, kurmadan edemeyeceğiniz bir film. Fakat gene de dünün sıcak siyaseti en iyi ihtimalle bugünün tarihi draması oluyor.
Oysa Amerikalı saygın aktör/yönetmenlerin bulaşmadıkları asıl ilginç ve süregelen konu; Amerikan deliliği… (‘Taxi Driver’dan ‘Felekten Bir Gece’lere kadar.) Yarın başlayacak olan ‘Babamın Penguenleri’ni bir düzeyde çoluk-çocuk ve aile filmi saymakta haklı olabilirsiniz. Ama ‘Penguenler’de Redford ya da Eastwood’un hiçbir zaman zorlamaya tenezzül etmedikleri bu alanı en sıradan komedilerde bile zorlayabilen Jim Carrey işbaşında. (‘Grinch’teki, ‘Cable Guy’daki hatta ‘Mask’lardaki Jim Carrey’i hatırlayın.) Jim Carrey, filmde kendisine doğa dostu müteveffa babasından bir kasa penguen miras kalmış hırslı yuppie rolünde.
Bu tarz filmlerde malum, bir kasa penguen özüne yabancılaşmış kentli kahramanı kendine getirmeye ve sonra vedalaşılmaya yarayan bir kasa penguenden fazlası değildir. Ama bir Jim Carrey filminde sırf komedyenin manik saplantılığından dolayı bir kasa penguen kısa zamanda bir çeşit hayat hedefi, varolma nedeni, bir ‘çılgın proje’ olabilir. Filmin, üzerlerinde rengârenk anoraklarıyla karlar içinde bata çıka ilerleyen Amerikan ailesi ile sona erdiğini söylemekle yetineyim. Kutuplar sana gelmiyorsa sen kutuplara git! Carrey’nin içinde bir parça hüznü de daima barındıran manikliğinde bilinçli bir ‘çevrecilik’ iddiası yok belki, ama o her zamanki zıvanadan çıkmaya hazır endişe, o deli endişe bol bol var.