Avrupa çöplüğü

'Hostel I-II' filmlerine bakılırsa, sinemanın kremasını olduğu kadar çerini çöpünü de yalamış yutmuş büyük sinema oburu Tarantino, kendi çekmeye üşendiği filmleri çömezlere çektiriyor.

'Hostel I-II' filmlerine bakılırsa, sinemanın kremasını olduğu kadar çerini çöpünü de yalamış yutmuş büyük sinema oburu Tarantino, kendi çekmeye üşendiği filmleri çömezlere çektiriyor. 'Quentin Tarantino Sunar' deyince de o çekmiş kadar oluyor galiba. İşte 'Hostel'ler de sanat sineması seyircisinden daima 'Euro-trash' (Avrupa çöpü) muamelesi görmüş Mario Bava ya da Dario Argento gibi İtalyan B tipi kan revan yönetmenlerine Tarantino'dan birer hediye sayılabilir- dolaylı olarak. Özellikle de bu ikinci film; 70'li-80'li yıllarda yeterince İtalyan erotik komedisi seyretmiş her sinema oburu kadar bu âlemi tanıyan Tarantino, 'Hostel II'de o filmlerin starları Edwige Fenech ile Luc Merenda'ya da tadımlık birer rol vermiş ki anlayan anlasın. (Da, nereye kadar? Neyse.)
Gene de, 'Hostel'lerin asıl ilginçliği, eski bir Amerikan 'lezzet'ine yeni bir gönderme yapmalarından ileri geliyor; 'Avrupa -belki Paris dışında- tekinsizdir, şimdi eskisinden de çok öyle.' Ürkütücü fabrika yıkıntılarında eski Bond'lardan kalma kötü adamları ve kadınlarıyla zenginlerin sapık emellerine hizmet veren Slovakya'da geçen 'Hostel'lerin geleneksel (geri kalmış diye okuyunuz) Avrupası da öyle bir yer işte. Aslında 'Hostel II' ilginç bir noktadan işe başlıyor. AB'nin üvey evladı fakir Avrupa'nın vahşi topraklarında Amerikalı kız avlayan Amerikalı sapık erkeklerin hikâyesi en azından değişik. Adamların aynı şeyi ülkelerinde yapmak için harcamaları gereken 'efor', bu durumda sadece 'Sözüm parama geçer'e tahvil ediliyor. Fakat kazın ayağı tam da öyle değil. 'Hostel II'de bir-iki çeşit (zengin) Amerikalı ve bir-iki çeşit de yerli var. Son anda vazgeçen Amerikalı sapık namzediyle potansiyelini son anda keşfeden, görünürde halim selim sapık Amerikalı; kurban olmak durumunda olan, ama 'bütün Slovakya'yı satın alacak kadar zengin olması' son anda fark yaratan Amerikalı kurban; öte yandan, dost yerliler ve dost görünen yerliler. (Zaten, kurbanların en büyük yanlışlarından biri de dost görünen yerlilerle gerçekten dost yerlileri birbirinden ayırt edememek. Onları bu aymazlığa iten de, sanki yabancı düşmanlığından da öte adeta Amerikalıların genlerine yerleşmiş bir yabancı güvensizliği.)
'Hostel II' az gidip uz gidip, Amerika-Avrupa dönemecini de aştıktan sonra baklayı ağzından çıkarıyor: 'Parayı veren düdüğü çalar' (Ya da daha doğrusu baltayı sallar.) Filmi global kapitalizmin yırtıcılıkları üzerine bir metin saymak için henüz erken olabilir. 'Hostel II'de dünyanın diğer zengin sapıkları ne de olsa Amerikalıların yanında henüz ikinci plandalar. Bunun için, çekileceğine kesin gözüyle baktığım üçüncü filmi beklemekte fayda var. 'Hostel II'de Todd Solonz'un 'Bebekevine Hoşgeldiniz'inin miyop küçük kızı Heather Matarazza'nın ya da 'Umarsız Evkadınları'nın tuhaf eczacısı Roger Bart'ın 'Hostel II'de başına gelenlere bakılırsa ileriki filmlerde kaybedenlerle kazananlar arasındaki fark daha da 'renkli' olabilir. Fakir ve çirkinlerin hemen hepsi telef olabilir, güzel insanların hepsi değilse de bir kısmı selamete çıkabilir, zengin insanların ise hemen hepsi paçayı kurtarabilirler. (Çılgın bir karşılaştırmalı edebiyat öğrencisi 'Bir Leydinin Portresi'nin Isabel Archer'ı ile bu filmin zengin kızını karşılaştıran bir tez yazmayı akıl etse gerçekten de 'freaky' olurdu!) Ama bu hafta, ille de eski usul 'Amerika-Avrupa' diyorsanız, Pixar stüdyolarının şimdiye kadarki en sevimli mamulü 'Ratatuy'a gitmenizi tavsiye ederim. Gurme bir farenin Fransız mutfaklarında başına gelenleri anlatan bu Amerikan işi 'frankofon' çizgi filmi seyretmek gerçekten bir zevk. Üstelik fare-mutfak bağlantısına da aldırmayın. Film son derece iştah açıcı. 'Hostel II' için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim.