Ayşe Şasa

Ayşe Şasa'yı son eşi Bülent Oran'ın şefkatli koruyuculuğu altında, o biraz genizden gelen, boğuk sesiyle konuşurken hatırlıyorum; hep öyle hatırlayacağım.

Ben çocukken, Unkapanı Köprüsü’nün Eyüp girişinde dev bir ilan panosu dururdu. Bugünün bilboard’larına benzeyen ama tam benzemeyen bir pano; üç boyutlu, galiba tahtadan dev harfler şöyle derdi: ‘Avni Şasa.’

Bu esrarengiz ilan panosunun dönemin ünlü kereste tüccarlarından birine ait olduğunu mühendis babam mı söylemişti yoksa altında mı yazardı, hatırlamıyorum. Yıllar sonra Ayşe Şaşa ile tanıştığımda, benim için ‘Fellinien’ bir çocukluk hayaleti olan bu nesnenin anısını kibarca dinlemiş ve sanıyorum ailesi hakkında bir şeyler anlatmıştı. Çok mutlu bir çocukluğu olmadığını sonradan, bunu şurada burada ballandıra ballandıra yazanlardan okudum. İnsanlara çocukluklarından yola çıkarak bütün bir hayat uydurmak, sonra da bunu birtakım işlere yaratmak (‘zengin ailenin mutsuz kızıydı’ vb.) bir hayatı özetlemenin en kolaycı yoludur. İnsanlar, özellikle yaratıcı insanlar aldıkları darbelerle değil, darbelere verdikleri tepkilerle ölçülmelidirler. Ayşe Şasa, benim için ‘Son Kuşlar’dı o anda, tanıştığımda. Sevdiğiniz, ilgi duyduğunuz insanlar sizin için ilk anda ne ise son anda da odurlar, gerisine kulak asmayınız.

Selma Güneri ile Ediz Hun, bugün kaybolan bir İstanbul’da bir liseli kız- genç erkek aşkı yaşıyorlardı. Ediz Hun, annesiyle birlikte yanından tren geçen bir evde oturuyordu. (Bu ev ya da aynı duyguda bir mekân sonradan Derviş Zaim’in ‘Filler ve Çimen’inde de görünür.) Selma Güneri ve kız kardeşi Tijen Par’ın genç anneleri, o meşhur ‘…ama bir de gerçek dünya var’ bakışıyla seyirciyi delip geçen Ayfer Feray’dı. (‘Vesikalı Yarim’i hatırlayınız.) Tijen Par da Ayfer Feray da Türk sinemasının, moda tabirle ‘en Avrupai kadınlarından’dı. Ama işte bu film onları yoksul bir mahalleye sıkışmış birer ’kuğu’ rolüne sokmuştu; yönetmen Erdoğan Tokatlı’nın olduğu kadar senarist ve öykünün sahibi Ayşe Şasa’nın da seyirciye sunduğu ters köşelerden biri. Tijen Par’ı zaten korkunç biriyle evlendiriyorlardı, kimdi unuttum. Selma Güneri’nin aşkı ise biliyorduk ki olamayacaktı; onu da gerçek olamayacak kadar temiz Ediz Hun değil, bir kuzuyu pençelerine almaya hazır bakışlarıyla Senih Orkan kapacaktı.

Güzel ve başka hayatlara (hangi hayatlara, belli değil ama en azından biraz okşanmaya, sevinmeye-sevilmeye) layık, dar hayatlardan gelen kadınlar, aç kurtlara kurban edilmeye mahkûmdular. (Belki bir kurt tarafından kapılmakta erotik bir yan da vardı, kim bilir; merhametgiriz Türk sinemasının sadece sezdirdiği gölgeli alanlar.) ’Son Kuşlar’ın vurucu tarafı buydu. Evlilik seremonisi, zifaf gecesi gibi şeyler bütün gerçekliği içinde oradaydı. Ayşe Şaşa’nın gözlerinde her zaman gördüğüm, konuşmalarından sezdiğim, kadın olmaya ilişkin neredeyse ‘kozmik’ bir bilgi…

Ayşe Şaşa, filmdeki bu hissin tartışmasız sorumlusuydu, belliydi. Türk sinemasında önce de sonra da böyle bir film olmadı. Kasta bakınca, zamanın ünlü terzisi Mualla Özbek’in yapımcı olduğunu, eski İstanbul’un ilginç karakterlerinden Mehmet Abud’un (‘Asılacak Kadın’ da onun gölgesi gezinir) müzikleri yaptığını görüyorum… Ne çakışma… Ben tanıdığımda, Ayşe Şaşa, ünlü Sabahattin Ali hikâyesinden yola çıkarak ‘Gramofon Avrat’ın senaryosunu yazmıştı. Yusuf Kurçenli’nin bu en güzel filminde, Türkân Şoray kendini aşar. Oturak âleminde dansözken bile, çağrıldığı evin bir köşesindeki sahneye çıkma hazırlığında, sonra ilk nağmelerle birlikte kendini müziğe bırakışında ‘üstün’ bir şey vardır: Sanat… kendini iyi yaptığı bir işe teslim edişteki mutluluk, aşkınlık, zarafet… Atıf Yılmaz’ın ‘Utanç’ ve ‘Kambur’unun senaryolarını da Ayşe Şasa’nın yazdığını eklersek, resim fena halde tamamlanır. Ayşe Şasa’yı son eşi Bülent Oran’ın şefkatli koruyuculuğu altında, o biraz genizden gelen, boğuk sesiyle konuşurken hatırlıyorum; hep öyle hatırlayacağım. Ne Robert Kolejli kız, ne Atıf Yılmaz’ın anılarında yakıştırdığı sıfatla ‘Kürt prensesi’, ne de ulusal sinemacıların -nihayet- hidayete eren azizesi… O benim için her zaman Ayşe ile Nesrin’in ve annelerinin, Azize ile Tasula’nın, Bahar’ın ve Gramofon Avrat Cemile’nin ablaları ve kız kardeşleri olacak…