Ayşegül Riyad'da

Suudi Arabistan'da çekilen 'Vecide', kılçıklı konularda çocuklu filmlerin daha kolay kabullenilebilir olması faktörüne yaslanmadan hassas bir gündelik hayat resmi çiziyor seyirciye
Ayşegül Riyad'da

’Vecide’; bir yandan cesur ve yeni bir film, bir yandan garip biçimde tanıdık, bir yandan da hiç beklenmedik. Bu unsurlar, sanıyorum, bir biçimde birbirini dengeliyor ve bir filmi, bu örnekte Suudi Arabistan’dan bir filmi, Oscar adayı yapabiliyor. Filmin Suudi Arabistan’da çekilen ilk sinema filmi olmanın ötesinde bir kadın yönetmen tarafından çekilmesi, küçük bir kızın hikayesi olsa da düpedüz bir kadın direnişi hikayesi olması gerçekten benzersiz. (Küçük Vecide bir bisiklet istiyor, yaşadığı yerde bu olur şey değil ama o olduruyor.) Böyle bir filmin yapılabilmesinin dinamikleri neler? Bu, büyük olasılıkla, Suudi Arabistan’ın şu anının bir analizinin (olabilirler ve olamazlar arasındaki dengeler, pazarlıklar vb.) ve belki iyi ropörtajcılığın konuları. İmdb’den anladığım kadarıyla, yönetmen Hayfa el Mansur’un çoğu yabancı erkeklerden oluşan ekiple çalışması yasak olduğu için filmi bir arabadan telsizle yönetmesinden tutun da filmin gösteriminin Amerikan konsolosluğunda mümkün olmasına kadar çetrefil bir resim var ortada. Suudi televizyonlarının kadınlı erkekli dizilerin yabancısı olmamasından tutun Vecide’nin ‘özel okul’ ortamını anlattığı, dolayısıyla belli bir sosyal sınıftan bahsettiği izlenimi de ayrı konu. Ama filmler sadece sosyolojik birer vaka olsalar uzun vadede ilginç olmazlar. Bu film öyle değil.

’Vecide’, kılçıklı konularda çocuklu filmlerin daha kolay kabullenilebilir olması faktörüne (hemen akla gelen İran filmi ‘Beyaz Balon’) yaslanmadan hassas bir gündelik hayat resmi çiziyor seyirciye, asıl başarısı o; globalleşmeden ister istemez etkilenen ama esaslarda kendi töresine bağlı kalmakta direnen bir toplumun gündelik hayatının resmi bu… Araba, internet, Batılı pop müziği, makyaj, giyim-kuşam, ama bir yandan da aile ilişkilerinde hem bu topluma özgü hem de hepimizin bildiği tanıdığı, insan ilişkilerine dair ortaklıklar. Daha ötesi, kadınların ev içi (ve dışı) yaşamlarına dair son derece ayrıntılı, yer yer komik bir dikkat, kadın-erkek ilişkilerindeki dengeler hakkında ‘Umutsuz Ev kadınları’nı aratmayacak gözlemler, daha daha ötesi kadının ekonomik ve sosyal konumu hakkında sıkı tesbitler.

Hepsi bir mizahla sarılı, yer yer basbayağı eleştirel olabilen bir mizahla… (Filistin’le ilgili espride hafifçe irkilebilirsiniz.) Gene öte yandan ‘Vecide’nin belki asıl önemli buluşu Ayşecik’e, ‘Küçük Kadınlar’ın Jo’suna, hatta ‘Zazie Metroda’nın Zazie’sine benzeyen bu başına buyruk kızı kadınlardan kurulu bir baskı ortamına yerleştirmesi. Güzel ve mütehakkim Müdire Hanım ve onun yardakçıları, seyirciye Viktoryen çocuk romanlarındaki kız kurusu öğretmenleri fazlasıyla hatırlatacaklar. (Küçük Prenses Sarah? Harry Potter?) ‘Vecide’, her şey üzerinde olduğu gibi kadınlar üzerinde de baskı kurmak için işbirlikçi kadınlar bulmak gerektiğini baskının en ideal biçiminde böyle işlediğini gayet güzel anlatıyor. Tek farkla; müdire hanım kız kurusu değil. ‘Vecide’nin çizdiği resimde, güzel ve bedeniyle mutlu anne, çapkın ve yakışıklı baba, alımlı müdire hanım ve enerji topu Vecide’nin kendisi dahil olmak üzere bedeniyle dertli biri, gördüğüm kadarıyla yok. Baskı, malum kapanma meselesine rağmen sanki beden üzerinden işlemiyor. Vecide’nin iç mekanlarının bana en çok düşündürdüğü şey bu oldu.

Foucault ne yapardı bu sere serpelik karşısında, bilemedim. Batı uygarlığını bir çeşit bedeni baskıya alma terbiyesiyle açıklayacaksak bu uygarlığı (ve baskıcılığını) hangi saiklerle açıklayacağız? Din, iklim, 1001 Gece Masalları? Bilemedim. Belki de bunlar benim seyrettiğim kültürel aralıktan düşünceler, hatta elbette…

Foucault ile 1001 Gece, Marki de Sade’la Şehriyar arasındaki aralıktan. Öyle de bir bakın derim bu filme. Gene de tabii, ‘Vecide’yi Batı’da anlaşılır kılacak, Oscar adayı yapacak şey, dağları düz etmeye kararlı küçük kız resmi. Öyle de olsun, yakışır. Dünyanın böyle küçük kızlara her zaman ihtiyacı var. ‘Gigi’nin ünlü repliğini hafifçe değiştirirsek: ‘Allaha şükür küçük kızlar var!’