Bakalım ne yapacaklar...

Parlak ya da en azından ilgi çekici bir film yapanlar gerçekten arkasını getirebilecekler mi, merak ediyorum.

Yeni Türk sinemasında belki de en önemli problem süreklilik… Parlak ya da en azından ilgi çekici bir film yapanlar gerçekten arkasını getirebilecekler mi? Mahmut Fazıl Coşkun’un ‘Uzak İhtimal’den bu yana yeni film yapmamasını titizlikten çok rehavete bağlama eğilimindeyim. Türk sinemasına yepyeni bir komedi anlayışı getireceğine inandığım ‘Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’ yönetmeni Emre Akay da üç dört yıldır yeni bir uzun film yerine küçük fıkra- filmlerle oyalanıyor. Kategoriler dışı ‘Bunu Gerçekten Yapmalı Mıyım?’ yönetmeni İsmail Necmi, birinci filminde gösterdiği azmi ikinci filmde gösteremeyecek kadar yoruldu mu, yoksa aklına fikir mi gelmiyor? ‘Moral Bozukluğu ve 31’ ekibi, Londra Oteli’nde bir düğün ‘konulu’ filmlerini yeni bitirmişler. Bu ekibin klasik reklamcı geyiğini aşan ‘espri’sini iyi bir çıkış noktası olarak görüyorum.
* * *
Kısa filmden vazgeçmeyecek gibi görünen Deniz Buga’nın yeni bir filmi de heyecanla beklenmeyi hak ediyor. Buga’nın Türkiye’de ciddi bir eşcinsel sineması olması konusunda tek umut oluşu bir yana, yukarıda saydığım yönetmenler de belli bir erkek ‘espri’sini ya da erkeklik hallerini ister istemez tartışmaya açıyorlar. Artık gözlerini kısmış, dibine kadar içtiği izmariti uzaklara fırlatan erkek romantizminin bir şansı kalmadıysa bu filmler sayesinde. (Bunların en iyisi ‘Uzak’la yapıldı bitti denilebilir.) Seyfi Teoman’ın ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i durumun adını koymanın kenarından döndüyse, bu denemediğinden değil, mizaha yeterince güvenmediğinden.
Mizaha güven beklenmedik noktalarda, mesela Sedat Yılmaz’ın Diyarbakır’da bir grup genç gazetecinin hikayesini anlattiği ‘Press’de kendini gösterebiliyor. Hemingway’in ‘zor zamanda zarafet’ dediği şey mizah için de geçerli. Tuzu kuru olmayanlar hayattaki mizahı daha önemseyebiliyorlar.
Tuzu kuruluğa pek inanmayanların bazıları da kadınlar; İlksen Başarır’ın senaristi Mert Fırat’la birlikte ‘Atlıkarınca’dan sonra yapacağı filmi merakla bekliyorum. (Biraz daha az programatik bir hikaye?)
* * *
Mizah deyince; Merve Kayan ve Zeynep Dadak’ın çekilmemiş bir uzun filmi hissettiren alaycı ve hoş ‘yazlık yer’ filmi ‘Bu Sahilde’yi gördünüz mü? Görün. Ortasınıfları ve ortasınıfı aşmanın tek yolunun sıkıntı sineması olmadığına tanık olacaksınız. (Ortasınıfın ezici ‘çoğunluğu’na adını koyan filmin ta kendisini çeken Seren Yüce’nin de sadece bir Yeni Sinemacılar projesi olmadığını umuyorum.)
‘İki Çizgi’nin, ‘Orada’nın biraz fazlaca sanat sinemasıyla beslenmiş yönetmenlerinin işlerini de merak etmiyor değilim. Savaş Kartal’ın ‘Kanatsız Taklalar’dan sonra neyi kurcalayacağını, hakettiği ilgiyi gördüğü söylenemeyecek ‘Ev’i ortaya çıkaran Alper-Caner Özyurtlu’nun ne yaptıklarını da.
Bazı genç yönetmenler de yeni yapım koşullarının komşu faaliyet alanlarından (reklam, dizi vb.) devşirdiği ‘proje’ ya da ‘konsept’ ruhuna fazlaca bel bağlamasalar keşke… Aslı Özge’nin iyi yapılmış-çatılmış filmlerine bir nebze spontanelik gelse, Taylanlar ‘Vavien’ gibi bir filmden sonra Osmanlı Disneyland’inde bu kadar oyalanmasalar. (Neyse ki Engin Günaydın onlara yeni bir hikaye yazmış.)
* * *
Eskilere, geriye doğru giden yolda merak ettiğim ise birkaç kişi; küçük oda filmleri iyi olan Ümit Ünal’in ‘Nar’ı, bir cemaat sinemasının sınırlarını daha da aşacak görünen Kazım Öz, Çağan Irmak’ın mübadele ile ilgili olduğu anlaşılan son filmi… (Bir nevi Kayıp Ümitler Prensi olsa da, ister istemez merak ediyor insan.)
Garip ama gerçek, bir de Şerif Gören’in Necati Cumalı uyarlaması ‘Ay Büyürken Uyuyamam’. Cumalı’nın erotizmine hakkını verdiğini umarım bu filmin. Çünkü son zamanlarda, yaklaşık Atıf Yılmaz’dan bu yana, erotizm diye bir şey kalmadı. Tecavüze erotizm demiyorsak.

.