Bir yangının külünü...

Pek Yakında ve Unutursam Fısılda, 'anılar' denen şeyi otomatiğe bağlamakla kalmıyor, bizden de aynı suni solunum ünitesine bağlanmamızı istiyorlar. Popcornla bayram tatili arasında seyirci buna uyuyorsa da bence gerçekten de ikna olmuyor.

İlkinin 29 Ekim’de vizyona girmesi belki de anlamlı; Çağan Irmak’ın ‘Unutursam Fısılda’sı da Cem Yılmaz’ın ‘Pek Yakında’sı da bir ‘yakın geçmiş’in külünü yeniden yakıyorlar. Kuşku yok ki böyle bir yangından kar umarak. Böyle bir girişim - hala - anlamlı mıdır, tartışmaya değer oysa.

Sözkonusu olan, kabaca 1950'ler 60'lar, bilemediniz 70'ler Türk sineması ile hafif müziğinin külünü yeniden yakmaktır. Bu zevk-i tahattürün, ‘göllerde bu dem hala bir kamış olma’nın anlamı var mı, göl kaldı mı kamış nerede? Diye soracağım en iyi Fecr-i Ati taklidimle. Eski Yeşilçam’ın veya hafif müzik tarihimizin keşfi 80’ler ve sonrasında gerçekleşti ve giderek mekanikleşti. Hızla kemikleşti de diyebilirim. Bir zamanlar, 70’ler sonuna kadar zevkle horgörülen tüm malzeme 80 ortalarına doğru efemera, hatıralar, eski yıldızlar vb. şeklinde ortalığa saçılmıştı. Ama asla eski filmlerin yeniden görülebilirliği şeklinde değil. Bir yerlere kiloyla, çuval çuval satıldığı söylenen eski filmleri pıtrak gibi çoğalan televizyonlar göstermese filmleri göremeyecektik.

Resmi arşivimiz ejderha gibi elindeki filmlerin üzerinde oturuyordu, oturmakta, oturuyor. Tek arşivimiz Beyoğlu Balık Pazarı'ndaki Şimşek Video ve benzerleri oldu, bugün de öyledir. (istanbul Modern’deki ‘Yüz Yıllık Aşk’ sergisi, bu yokluğun kenarından akıllıca geçerek, ilişkiyi film ve seyirci üzerinden kuran, yokluğu erdem haline getiren bir çaba, görmenizi öneririm.) Geriye sadece ‘anılar, anılar, anılar’ kalıyordu. Anılar ise daima fiyonkluydu; yalanla ve süslemeyle abartılmışlardı.

Nubar Terziyan’ın şayan-ı dikkat Yeşilçam anıları kitabı ‘Ne İdim Ne Oldum’ ya da Naim Dilmener’in ‘Türk Pop Müziği tarihi’ olmasa bu iki alan hakkında da gerçeğe benzer bir resim elde edemeyecektik. Derken ‘vintage’ dükkanları, bit pazarlarına dökülen 45'lik koleksiyonları, pikaplar geldi. Çağan Irmak’ın ‘Unutursam Fısılda’sının genç müzisyenleri filmde ‘vintage’ ya da vintage’a öykünen dönem gömleklerinin birini giyip birini çıkarıyorlar, o kadar ki bir süre sonra kelimenin tam anlamıyla bir giydiklerini bir daha giymez oluyorlar. Öyle ki, bu ‘vintage gömlek geçmişi’nde şarkı söyleme meraklısı küçük kız ile şiir defteri tutan ablasının taşradan kente yönelen hasreti de bize gerçekten dokunmuyor; çocukluklarında benzer bir hasretle taşrada Hey dergisi yolu gözleyen Murathan Mungan ya da Naim Dilmener’in zaman zaman sözünü ettikleri hasret…

Çağan Irmak’ın her zamanki gibi arasıra içe dokunan taşra duygusu dışında, filmin geçmişle ilgisi tombul ve sevimli Cumhuriyet öğretmenleri, okul orkestralarından vb. ileriye gitmiyor. ‘Pek Yakında’nın yıllardır yapacağı filmin hülyasıyla yanıp tutuşan Yeşilçam yönetmeni ise ‘Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin öyle maskara ve silik bir kopyası ki, seyrederken insana utançtan ter basıyor.

Bu filmler ‘anılar’ denen şeyi otomatiğe bağlamakla kalmıyor, bizden de aynı suni solunum ünitesine bağlanmamızı istiyorlar. Popcornla bayram tatili arasında seyirci buna uyuyorsa da bence gerçekten de ikna olmuyor.

‘Pek Yakında’da Zerrin Tekindor’un komik Yeşilçam divası dışında gerçekten gülmeye değecek birşey yok.

‘Unutursam Fısılda’nın tek taammüden etkileyici tarafı, yavaş yavaş hafızasını kaybetmekte olan Hümeyra gibi… Ama bu ‘tahattür’ filmlerinin anılara olan sentetik ilgileri hafızaya olan yaklaşımlarına yansıyor. ‘Pandora’nın Kutusu’ da dahil olmak üzere ve o filmden bu yana Türk sinemasında zihinsel özürlülük ve alzheimer’i hakkıyla ele alan bir film var denemez.

‘Unutursam Fısılda’ da konuyu neredeyse göz yaşartan bir son sahne, bir diva gösterisi için kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin popüler tarihini, bir ‘bunamakta olan diva’ tarihine tahvil etmek eğlenceli de olsa, bu bir şeyleri de tahrif etmek demek. En azından kolaycılık; ‘Unutursam Fısılda’da insan filmdeki şarkıcıyı canlandıran ve tabii kendisi de şarkıcı olan Hümeyra’yı her gördüğünde haykırmak istiyor ‘… Hümeyra hiçbir zaman böyle gibi bir şarkıcı değildi ki!’ … Eğer her şey rol, kastedilen şarkıcı da Ajda Pekkan gibi bir şeyse, o kafanın da şimdilerde geçmişle çok farklı bir hafıza ilişkisi içinde olduğunu hatırlamak gerek; ne olursa olsun bugün!

Geçenlerde metroda bir Cici Kızlar şarkısını bir nevi Selda sound’uyla söyleyen bir sokak şarkıcısı duydum, kulaklarıma inanamadım. Gerçek de buna yakın bir şey galiba. Merak ediyorum, benzer bir çakışmanın/çatışmanın filmini yapmak için gereken asil kan kimin damarlarında ya da hala akıyor mu?