Biraderler, kendilerini aşıyor

Sevdiğim yönetmenler iyi bir şey çekince seviniyorum, çok çok iyi bir şey çekince ise biraz sinirleniyorum

Sevdiğim yönetmenler iyi bir şey çekince seviniyorum, çok çok iyi bir şey çekince ise biraz sinirleniyorum; E Birader, Bunca Zaman Neredeydiniz? Son büyük filmleri ‘The Man Who Was Not There’den bu yana sofistike komedi, eski filmin yeni çekimi, sapık katil-soygun filmi, casus filmi parodileriyle oyalanan Coen’ler ‘Barton Fink’in, ‘Fargo’nun alanına dönüyorlar- istediklerinde gerçekten iyi yaptıkları sürreel kara komediye... ‘Ciddi Bir Adam’ onların en iyi filmlerinden biri. Bir yanıyla Kafka’dan Marx Kardeşler’e geniş bir kuşak oluşturan bir türün, Yahudi Komedisi’nin çeşitlemesi sayılabilir. Ama karikatürize Amerikan Yahudileriyle (ve Asyalılarla ve ırkçı beyazlarla) dolu ‘Ciddi Bir Adam’ı diyelim ki Philip Roth’un ‘Portnoy Kompleksi’ gibi mekanik bir şey olmaktan çıkaran, kardeşlerde hep olan ve çok onlara özgü olan bir şey; derin kâbuslara sadakat...
‘Başına gelen her şeyi yumuşakbaşlılıkla göğüsleme’ teklifiyle açılan bir Coen’ler filminde tam tersini yapmak gerekeceğini, ama saşkaloz kahramanın bunu yapamayacağını aşağı yukarı biliriz. Ama, ya hemen bu cümlenin ardından gelen peşrev niteliğindeki sahnede yapılması gereken, eve gelen dybbuk’un, Yahudi gulyabanisinin kalbine tornavida saplamaksa? Ve şaşkın erkek kahramanımız yerine karısı bu görevi yerine getirecekse? Daha da parlak olan, bunu izleyen hikâyenin basit bir pısırık Yahudi erkek, baskın Yahudi kadın komedisi olmaması. Tersine, Coen’ler hayatta başına ne gelirse gelsin ‘ben ciddi bir adamım’ demekte ısrarlı lise matematik hocası Larry Gopnik’in kötüden berbata giden hikâyesini merkezde tutmakta kararlılar. Bu adam Kafka’nın ‘Dava’sında ‘âli’ bir kapının önünde yıllarca içeri girme izni bekleyen, sonunda kendisine ‘kapı zaten açıktı, istediğin zaman girebilirdin’ denilen o adam. Ama ‘Ciddi Bir Adam’ın karanlık, hafifçe mazoşist ve seyirciyi asıl ‘kıllandıracak’ tarafı Gopnik’e çektiği bütün ezayı reva görenin kendi çevresi olması. Karısından kardeşine avukatından bir türlü huzuruna giremediği Haham Marşak’la sekreterine kadar Gopnik’in bütün düşmanları kendi cemaati. Dolayısıyla dybbuk’la Haham Marşak’ın çehrelerinin sinsice üst üste oturduğu sahne hem tüylerimizi ürpertiyor hem de Coen’lerdeki bütün o yaşlı, ulu, bir türlü ölmeyen, mutlak otorite sahibi ihtiyarların uç örneklerinden biriyle karşılaştığımızı düşündürüyor. ‘Katlanılmaz Zulüm’de tüplere bağlı yaşayan avukat bürosu sahibini, ‘Büyük Lebowski’deki pis zengin ihtiyarı, hatta belki ‘Barton Fink’de alevler içinde zuhur eden John Goodman’ı hatırlayın. Sinsi, bir perdenin arkasında bekleyen aşılmaz Baba figürü; ‘Ciddi Bir Adam’da bu neredeyse mitolojik figür, tek hamlede Gopnik’i prensiplerinden vazgeçip yanlış yapmaya, kanser olduğu şüphesiyle perişan etmeye
ve de zaten felaketin allahını yollamaya kadir zalim bir tanrı fikri artık.
Meğer o ihtiyarlar, diye düşünüyorsunuz, bunu temsil ediyorlarmış ya da daha doğrusu bunun görünür, ‘tezahür etmiş’ kısmı imişler. Açgözlü avukattan boynuzlayan aile dostuna kadar herkes mahalledense, zavallı Larry Gopnik n’apsın? John Torturro gibi hacıyatmaz, Jeff Bridges kadar yakışıklı, B.B. Thornton kadar varoluşçu-havalı, George Clooney kadar playboy değilseniz, sadece Larry ‘Matematikçi’ Gopnik’sinizdir diyor film ve en unutulmaz sahnede kamera geriye doğru kayarken bizi lebalep denklem dolu, gerçek olamayacak kadar kâbus dev bir yazı tahtasıyla baş başa bırakıyor. Sanki sırrına erilmez, hermetik (dinsel?) bir metnin matematik formülleriyle ifade edilişi. Coen’ler Einstein olmayabilirler, ama cemaatlerinin en büyük eleştirilerin odak noktası olduğu bir tarih noktasında böyle bir film yapabilmelerinde kendini didiklemeye dair
bir dehanın bütün izleri mevcut. Ki, alaycı zekâ ancak böyle bir noktaya vardığında kendini aşar, başka bir şey olur.