Boşlukta köprüler kurmak

'Açlık Oyunları'nın yeni filmi, eğlence insanları, sunucular vb. karakterlerin iki arada kalmışlığını vurgulamakta çok daha ısrarlı, hatta zalim.

'Açlık Oyunları’ dizisinin yeni filmi ‘Ateşi Yakalamak’ın altbaşlığı aslında ‘ateş almak’ ya da ‘alev almak’ anlamına geliyor. Bir sahnede Katniss, şahsı için tasarlanan bembeyaz gelinliğin eteklerini döndürerek kendi çevresinde döndüğünde giysi aşağıdan yukarıya doğru alev alarak yanıyor ve hülyalı bir gelinlikten, Katniss’in alameti farikası siyah Alaycı Kuş kostümüne dönüşüyor. Bu ‘alevli’ gelinliğin ilerleyen sahnelerde gelinliği tasarlayan modacının başını da yaktığını tahmin edersiniz. Yaşadığımız günlere çok yakın duran bu distopyanın en ikilemli kahramanları arasında modacılar, eğlence insanları, sunucular vb. var. ‘Açlık Oyunları’nın yeni filmi, bu karakterlerin iki arada kalmışlığını vurgulamakta çok daha ısrarlı, hatta zalim. Bunun da sebebi var. “Devrim artık televizyondan verilmeyecek”se demeye getiriyor film, “O zaman şov insanları da çiçek aranjmanları kadar gereksiz bir süs olacaklar.”

Sunucu-oyun kurucu Seneca ilk filmin sonunda telef edilmişti. Oyunların yeni sunucusu Stanley Tucci ise rolü öylesine vahşi bir neşeyle sunuyor ki, ne zaman kafayı yiyeceğine ya da yeyip yemediğine karar vermek zor. Katniss ve Peeta’yı oyunların sunumlarına hazırlayan Effie ise çoktan gitmiş; totaliter glam rock ile kederli bir Vivien Westwood buluşması olan silme kelebekli kıyafeti içinde tir tir titrediğini görmemek imkânsız. Zaten, bölgelerde ikamet eden halk onu o kadar ciddiye almıyor ki, o kadar olur. Katniss ile Peeta’nın ‘Survivor’vari şöhretini de almadıkları gibi… Ayrıca sunumları da meşhur halk ayaklanması işaretine vesile olarak kullanıyorlar. Hatta Katniss ile Peeta da bir noktada bundan kaçınmıyor. ‘Ateşi Yakalamak’ta değişik bölgelerden gelme ‘haraç’ların bu kez herkesi telef edip hayatta kalma oyununda giderek bireylikten çok ‘takım ruhu’na ağırlık vermeleri, ‘müttefikler’ bulmaya, zehirli gaz bulutlarına, dalgalara, vahşi babunlara birlikte karşı koymaya çalışmaları dikkat çekiyor.

Müttefik arayışının tamamen düze çıkarmadığını söylemeli ama yaşlıların, bedenen güçlü olmasalar da cin fikirlilerin (Amanda Plummer bir kız geek rolünde!), body’ci tipli oğlanların bir asgari müşterekte buluştukları da açık. Bakalım ilerleyen filmde ne olur. Plutarkhos adlı yeni oyun kurucu ile adaşı tarihçi arasında bir paralellik kuracaksak, olup bitenleri geniş perspektiften gören yeni oyun kurucunun bu filmin son sahnede aldığı dönemeci başka dönemeçlere doğru ilerletebileceği düşünülebilir. Heyecanla bekliyoruz.

O arada Nur-ı Ziya Sokak’ta Galeri Non’un son yıllarda ev sahipliği yaptığı en ilginç sergilerden biri olan ‘Güneşin Ardındakiler’e bir göz atabilirsiniz. Sergi, anlamla anlamı yaratan şey, performansla performansı mümkün kılan araç, gösterenle gösterilen birbirinden uzaklaştığında olabileceklere dair gerilimlere işaret ediyor. Dört iş var; enstrümanları ortadan kalkınca bir müzik parçasını ezberden çalmak zorunda kalan viyolonselci ile piyanistin ‘el karaokesi’, vakti zamanında simyacılık hâlâ moda iken hükümdarına bir altın yapma ‘kit’i sunan ama aslında gizliden gizliye para denen şeyi değersizleştirmeye çalışan Kuzeyli mucidin ‘kit’inin tıpkı-yapımı, yalan makinesi denen düzenek ve onun korkutucu keyfiliği üzerine konuşanlar… ‘Söz’ün kaprislerini konu edinen işleriyle yazı ve kavramsal iş arasında salıncaklar kuran Erdem Taşdelen de gene işbaşında. El yazısını, el yazısından tahlil yapan iki uzmana yollayıp, sonra onların yazılarını da birbirlerine tahlil ettiren işi, yazı-söz-uzman, hepsine birden duyulan güven-güvensizlik, (gönüllü) paranoya gibi katmanları birbirine yapıştırarak yepyeni biçimde ‘yazarca’ davranıyor. El yazısı uzmanlarından biri ona şöyle diyor: “Gariptir, el yazınızda sanatsal bakış açısından bir ölçüde de olsa gerekli olan soyut hayal gücü pek görülmüyor…” El yazısı uzmanlığı da bir yere kadar denebilir, ya da el yazısı uzmanlarının yazı ile boşlukta köprüler kurmanın soyutluğundan bir şey anlamadıkları için el yazısı uzmanı olmaktan ileri gidemedikleri…