Boyama kitabı tarih

Oscar Wilde, ünlü paradokslarından birinde çağdaşı Dickens'in klişelerle dolu bir romanının kahramanı olan küçük kız hakkında şöyle demiş: 'Küçük Nell'in başına gelen acıklı olaylar karşısında kahkahalarla gülmemek için taş kalpli olmak lazım.'

Oscar Wilde, ünlü paradokslarından birinde çağdaşı Dickens'in klişelerle dolu bir romanının kahramanı olan küçük kız hakkında şöyle demiş: 'Küçük Nell'in başına gelen acıklı olaylar karşısında kahkahalarla gülmemek için taş kalpli olmak lazım.' Paul Verhoeven'in tıkabasa klişeler ve klişe sürprizlerle dolu filmi 'Kara Kitap'ı da nefes nefese seyretmemek, ama seyrettikten sonra kahkahalarla gülmemek için de yukarki anlamda 'taş kalpli' olmak lazım. Bu kadar klişe karşısında duyarsız kalabilecek sinemasever var mıdır acaba? Hikâyedeki Hollanda direniş örgütü üyesi güzel bacaklı kız o denli maceradan maceraya koşuyor, hikâye öyle sürprizli virajlar alıyor ki insan ara sıra kendini II. Dünya savaşı temalı bir bilgisayar oyununda zannedebiliyor. Zaten, güzel direnişçi kız yana yatmış beresi, dudaklarından eksik olmayan ruju, aldığı kurşun yarasının alnından kısa sürede silinip gidişiyle bizzat ayaklı bir klişe... Elbiseler, trenler, bavullar, filmdeki her şey, her şey o kadar gıcır gıcır birer klişe ki, filmin bir Nazi filmi parodisi olup olmadığını da sorabilirsiniz kendi kendinize. Hani, Hollywood'un 60'lı 70'li yıllarda düzinelerle yaptığı, 'Generallerin Gecesi' ya da 'Mavi Max' gibi filmlerin parodisi... Ama ciddiyetle kendini ti'ye alma arasında kalmış bu film tam o da değil. Daha çok, uzun yıllar Hollywood'a hizmet verdikten sonra memleket sinemasına bir faydası olsun isteyen Hollandalı yönetmenin nefes nefese macera filmi, politik doğrucu film ve iç gıcıklayıcı film yapma çabalarından oluşan bir çorba.
Sonuncusu ağır basıyor denebilir, gelgelelim 'Kara Kitap' içerdiği terso durumlar ve 'erotik dokunuş'ların iddialılığı ile de emsalsiz. Casusluk esnasında Alman komutana âşık olan Yahudi Mata Hari durumları mı istersiniz, ayna karşısında Sharon Stone'vari edep yeri kılı boyama sahnesi mi, çarşafın altındaki kabarıklığın 'aslında tabanca' olması mı, bu filmde hepsi var. 'Kara Kitap' sonuçta bir hikâyenin sadece temposunu değil tonunu da tutturmanın önemli olduğunu, hatta ton tutturmanın malum boyayı tutturmak kadar önemli olduğunu, tutturulamaması halinde ortaya çıkanın heyecana değil sıkıntıya vesile olacağını düşündüren bir hadise.
O Verhoeven ki anlattığı hikâyelerde ton tutturma, ara ton bulma, ton üstüne ton boyama üstadıdır. 'Yıldız Gemisi Askerleri'da militarizm ve ütopyalar arasında, 'Showgirls'de Amerikan başarı hikâyesi ile kitsch arasında, hatta 'Temel İçgüdü'de bile ne ironik, ne hayranlık verici ara tonlar tutturarak seyircisini iki arada bir derede bırakmıştır. Bir boyama kitabı parlaklığındaki 'Kara Kitap'tan ise becerikli ve güzel bacaklı casuseden başka kimse sağ çıkmayacak gibi görünüyor. Fakat, bu hafta tarihi malzemeden sıkıcı bir şey yapma konusunda Türk filmi 'Zincirbozan'ın eline su dökecek başka bir film yok. 'Ders alınmazsa tarih tekerrür eder'miş. Bu darbeler tarihi için olduğu kadar filmler için de geçerli olsa gerek. Yakın tarihi bu kadar renksiz ruhsuz, heyecansız, gerilimsiz, 'işte orada devrimciler, işte burada darbeciler' şeklinde anlatan, ara sıra kimin kimin olduğunu kaybeden 'Zincirbozan' o kadar silik ki, politik tarihimizin de bu tarz sinemamızın da ebediyen silik soluk bir gölgeden ibaret kalacağı duygusuyla ayrılabilirsiniz bu filmden. Ya da 'başına gelenlerden doğru dürüst bir drama bile çıkaramayan bir millet her şeye müstahaktır,' duygusuyla! Nazmiye Demirel karakterini oynayan aktrisle Kenan Evren karakterini oynayan aktörün ara sıra bir canlılık belirtisi gösterdikleri 'Zincirbozan' aslında altı bölümlük bir televizyon dizisiymiş! Televizyonda oynadığında sıkıntıyı altı ile mi çarpacağız yoksa bu film kötü kotarılmış bir pilot bölümün hantallığına mı sahip, merak edenler gelişmeleri televizyondan izleyebilirler.