Bruce ve diğer kapitalistler

Bruce Willis dördüncü 'Zor Ölüm'de şimdiye kadarkinden daha çok araba telef ediyor. Hatta arabayla helikopter düşürüyor. Tadını çıkara çıkara kadın öldürüyor.

Bruce Willis dördüncü 'Zor Ölüm'de şimdiye kadarkinden daha çok araba telef ediyor. Hatta arabayla helikopter düşürüyor. Tadını çıkara çıkara kadın öldürüyor. (Tarantino'nun dublör Eddie'si onun yanında beyaz atlı prens gibi kalır) Amerikayı, Rusça ve Fransızca konuşan haydutlarla işbirliği yapan bazı iç mihraklardan temizliyor. Beyaz yakalı kötü adamlara tadını çıkara çıkara 'seni yuppie pisliği!' diye hakaret ediyor. (Kendisi emir kulu ya...) Prensip olarak köpek çektiği hacker takımından bir tıfılı da bilgisayar konusundaki yetenekleri ve espri duygusu yüzünden ötekilerden ayırıp ona babalık ediyor. Bu arada kendi kızını da düşmandan kurtarıyor. Hatta o kadar ki, sonunda herkes yara bere içinde polis helikopterine bindirilirken Bruce, hacker ve Bruce'un kızının oluşturduğu üçlünün filmin önerdiği yeni bir çekirdek aile (tabir caizse 'tekno-anti terör' çekirdek aile) modeli olduğu hissine kapılmak bile mümkün. İşin tuhafı, Bruce'un kızını oynayan aktrisin Tarantino'nun 'Ölüm Geçirmez'inde araba denemek isteyen arkadaşları tarafından tecavüzcü kılıklı garajcıya rehin bırakılan masum kızı da oynayan Mary Elizabeth Winstead olması. Filmden filme yaşayan takımındansanız, iki hafta önce saflığı dolayısıyla kendisine fena bir şaka yapılan kezban fotomodelin ancak bazı böcekli filmlerde görülen bir mutasyon geçirip bu filmdeki şirret polis kızı haline geldiğini düşünebilirsiniz.
O esnada, süper kahraman olmayan insanlar âleminde, 'Gerçekten Dürüst Küçük Film Şirketi' adlı bir yapım şirketinin (adları gerçekten de böyle) eseri 'Aşk Manzaraları'nda bir avuç ortalama İngiliz, Londra'da Hampstead Parkı'nda birbirleriyle itişerek iletişmeye çalışıyorlar. Eskiden, oyun kişilerinin adı sadece 'kadın' ve 'adam' olan, genellikle tek perdelik, radyo tiyatrosu tipi piyesler olurdu. 'Kadın' ve 'Adam' (mesela dışarıda yağmur yağdığı için sığındıkları dükkân tentesi altında) rastlaşır ve belki biraz itiştikten sonra konuşmaya başlarlar, bir de bakmışsınız âşık olurlardı. Asıl adı 'Cinsel Nitelikli Sahneler' olan bu filmde de böyle çiftler var işte, ama bunlar yeni model, âşık falan olmuyorlar, tam tersi. Boşanan anne baba ve çocukları, kavga edip ayrılan sevgililer, Fransız kızın donunu dikizleyen adamla genç irisi karısı, yıllar sonra aynı bankta buluşan yaşlı sevgililer, birbirleriyle evlat edinme pazarlığı yapan eşcinsel çift, arkadaşları tarafından buluşturulmuş mahçup geçkin kızla geçkin adam... Bütün bunlardan, zorlamadan birbirinin içine girip çıkan skeçlerden oluşan hafif zarif bir senaryo, bu senaryodan da gayet seyredilebilir, efil efil bir yazlık film çıkmış. Esas olarak herkes dertli, herkes kasıyor, herkes puan kazanma peşinde, daha doğrusu herkes kaybetmeyi kabullenememekten mustarip, malum 'rekabetçi kapitalist' Batılılar. (Bruce'la ortak noktaları da bu; ama tabii parkçılarda top tüfek yerine itiraz, histeri, bağırış çağırış, şantaj ve gövde gösterisi var. Bir de Bruce'un topla tüfekle süblime ettiği, bizimkilerinse sosyal bir iddialaşma haline getirdikleri seks arayışı.) Filmin en huzurlu, en sevgi dolu çiftinin sahnenin sonunda eskort olduğu ima edilen bir kızla ona (özellikle muallakta bırakılan) hizmeti için para ödeyen casus gözlüklü, kel kafalı işadamı olması tabii ki anlamlı. Asgari müştereklerde anlaşmak artık sadece böyle mümkün, bağlayıcılığı olmayan bir kontratla... Demek istiyor, Cosmopolitan dergisi ve çoklu orgazm muhabbetiyle açılan, ilişkiler hakkındaki bu küçük film. 'Gerçekten Dürüst Küçük Bir Film' de denebilir, aslında.. yani.. bir bakıma.