Çılgın Türkler, Amerikalılara karşı...

Aynı hafta yan yana girince gitmek şart oldu. 'Amerikalılar Karadenizde 2' ve 'Maskeli Beşler Irak' (hatta 'Iraq') bir 'sendrom' oluşturuyorlar, belki de bir sendromcuk; her halükârda 'çılgın Türkler ve Amerikalılar' ilişkisi üzerine bir 'şey'...

Aynı hafta yan yana girince gitmek şart oldu. 'Amerikalılar Karadenizde 2' ve 'Maskeli Beşler Irak' (hatta 'Iraq') bir 'sendrom' oluşturuyorlar, belki de bir sendromcuk; her halükârda 'çılgın Türkler ve Amerikalılar' ilişkisi üzerine bir 'şey'... Bu iki komedinin kötü adamları da şimdilerde giderek sevmemeye başladığımız ama hayranlık tarihçemiz daha uzun olduğu için nefret etme konusunda da çok tecrübemiz olmadığı anlaşılan 'Amerikalı'.
İki filmde de birbirine çok benzeyen bir kovboy filmi göndermesi (sallanan iskemlede şerif) var mesela. Türk sinemasının zamanında kovboy filmleri çekmeyi bile denediği düşünülürse sinemamızın bilinçaltında 'kovboy' imgesi hâlâ, 'nostaljik' bir biçimde yer ediyor demek ki. Öte yandan, iki filmin de paylaştığı bir sahne daha var: 'o esnada Beyaz Saray'da' ya da 'o esnada Amerikan gemisinde'...
Bu daha yeni bir şey. İster Amerikalıların yanlışlıkla Karadeniz'e yolladıkları bomba, ister 'çılgın Türk'lerin Türkiye'ye giden vanayı açmak için Kerkük'te ele geçirdikleri Amerikan karargâhı, iki olayın da Amerika'yı 'harekete geçirdiği' farz ediliyor bu sahnelerde. Bunlarda, bir kısmı yabancı, bir kısmı Türk oyuncuların canlandırdığı, Amerikan aksiyon filmlerinden devşirme İngilizce diyaloglarla yaratılmaya çalışılan 'Amerikan' ortamına gülüp geçmek mümkün ama bu sahneler alttan alta dokunaklı bir 'Amerika Amerika, duy sesimizi' iması da taşıyorlar. (Biz seni tanıyoruz, özellikle de filmlerini!)
Nitekim her iki filmde de 'duyuyor' Amerika sesimizi. Karadenizli filmde, Amerikalılar Karadeniz'e gelince yoğun bir yerellikle burun buruna geliyorlar. Bombayı etkisiz hale getirmekle görevli ekip, yani sarışın dilber, zenci kız, Çinli oğlan, sıska teknik eleman, ve Türkçeyi yarım yamalak konuşan ekipbaşı (anlaşılan şu anda Amerikalı, hatta 'öteki' deyince aklımıza gelen bellibaşlı klişeler), muhtarından delisine, sevdalılarından üçkâğıtçısına, mafya babasından kahvecisine bu kesif 'Türklük'le karşılaşınca durum tersine dönüyor. Bombayı etkisiz hale getirelim derken Amerikalılar kendileri 'etkisiz' hale geliyorlar. Filmin 'umudu' da bu; haklı, sıcak, mütevazı yerelliğin halk oyunları, Karadeniz yemekleri, Türk konukseverliği vs. marifetiyle Amerikalılığı insanileştirip, yumuşatacağı. Gerçi, sonda köpek dışkısına basan asker postalının altına yapışan zamanlayıcı marifetiyle bombayı Amerikalılara iade etme esprisi de var ama bu daha çok bir 'yanlışlıklar komedyası' tonunda.
Doğa Bekleriz'den Müşfik Kenter'e hayret verici çeşitlilikte bir oyuncu kadrosunun işe koşulduğu bu komedinin tersine, 'Maskeli Beşler Irak' daha bir 'Hababam Sınıfı' esprisi içinde. Dört yetim kahramanımız işgal ettikleri karargâhta, esasen birer 'tip' olarak görev görüyorlar.
Esas nitelikleri gariban olmaları, 'kader kurbanı' olmaları. Bu bakımdan şu andaki 'hislerimizi' temsil ettikleri söylenebilir; haksızlığa uğramışlık... Araya garibanın televizyondaki babası Savaş Ay, politik sağduyunun sesi Ali Atıf Bir, belki dönek ama sonuçta 'komşumuz' Iraklılar vb. de giriyorsa da, kahramanlarımızın asıl dertleri gene de 'Amerikalı'yla... Bu filmde Amerikalı'ya 'ulaşmanın', sesimizi duyurmanın yolu dişi unsur, Amerikalı kadın asker. Bir rüya sahnesinde beraber 'gerdeğe girilen', düğün sırasında da gene halk oyunları ve bölgesel yemeklerle fethedilen, ehlileştirilen Amerikalıya 'çılgın Türkler'in niyetinin dostane olduğu mesajı iletilmek isteniyor. Nitekim filmin kurduğu 'gerçeklikte', gerdeğe girilmiyor belki ama kadın askerin Türk askere künyesini hediye etmesiyle, romantik (ve askeri?) bir kırılganlık sembolik olarak tamir ediliyor.
İki filmden de anladığımız kadarıyla 'Amerikalı'yla aramızda, komediye sığınılarak dile getirilen bir romantik kırılganlık var esasen; bir 'biz bunları hak etmedik' burukluğu... Sanki Amerikalı'yla olan daha 'ciddi' ilişkilerimizin bir izdüşümü, ne dersiniz?